14 Ağustos 2007 Salı

Anaokulu Seçerken Nelere Dikkat Etmeliyim?

Anaokulu Seçerken Nelere Dikkat Etmeliyim?


Yaşamın ilk altı yılı, bireyin gelişimde büyük bir öneme sahip. Bu dönemin en etkili şekilde geçmesi ancak çocuğunuz okul öncesi eğitimle tanıştığında gerçekleşiyor. Anaokulları ve yuvalar size bu imkanı sunan kurumlar olarak karşımıza çıkıyor. Siz de çocuğunuzu anaokuluna göndermeye karar verdiyseniz, aklınıza gelen ilk sorular şunlar olmalı:
- Çocuğumu hangi okula göndermeliyim?
- Okul seçerken nelere dikkat etmeliyim?
- Hangi kriterler çocuğumun gelişimi için önemli?

Elbette bu sorularun cevapları her kişi için değişiklik gösterebiliyor. Ancak bazı noktalarda fikir birliği oluşturmanın çocuğun gelişimi için gerekli olduğunu unutmayın!

Anaokulu seçimi

Anaokulu seçerken izlenmesi gereken yol ve ziyaret sırasında dikkat edilecek noktalar anne ve babaların aklını karıştırıyor. İşte size bu konularla ilgili küçük ip uçları:

a. Çocuğunuzun gideceği okulu araştırmaya başlamadan önce, anne-baba olarak beklentilerinizi ayrı birer kağıda maddeler halinde yazmaya çalışın (listede çocuğunuzun ilgi alanlarına da yer verin).Daha sonra listelerinizi karşılaştırın ve bu listelerden tek bir liste oluşturmayı deneyin.

b. Okulu incelemek amacıyla, çalışma saatler içinde, mümkünse eşinizle beraber okula gidin ve orada en az yarım saat geçirin. En ideal vakit sabah saatleridir. İlk gidişinizde çocuğunuzu okula götürmeyin.Hazırladığınız listeyi okula götürüp, listenize bağlı kalarak incelemenizi yapın. İnceleme esnasında dikkat etmeniz gereken ana unsurlar ise şöyle:

• Öğretmen-öğrenci oranı:Her öğretmene düşen öğrenci miktarına dikkat edin. 2-3 yaş grubu için, bir öğretmene en fazla 5-7 öğrenci, daha büyük gruplar için bir öğretmene en fazla 10-12 öğrenci düşüyor mu?

• Ders programının içeriği: Program, çocuğun bütün gelişimlerini (zihinsel, duygusal, sosyal, fiziksel) destekliyor mu? Çocukların değişik ilgi alanlarına hitap edebilecek şekilde dizayn edilmiş mi?

• Çocuğun geliş gidiş için izleyeceği yol ve harcayacağı zaman: Mümkünse evinize yakın okullar tercih etmeye çalışın, çünkü çocuk okula gitmek için çok erken saatlerde kalkmak zorunda kalabilir, bu durum onun uykusuz kalmasına ve gelişimi için gerekli olan uykuyu alamamasına yol açabilir.Bu tip sorunlarla karşılaşmamak için yolu ve yolda geçirilen zamanı kısaltmaya çalışın.

• Mekanın sevimliliği ve güvenli olup olmadığı: İlk olarak mekanın ferah, temiz, gösterişsiz, bahçeli ve bol güneş ışığı alan bir yer olduğuna emin olun.Mobilyaların ve binanın ergonomik olmasına dikkat edin,örneğin raflar çocukların boyunda mı,malzemelerin yerleşiminde çocukların güvenliğini tehlikeye atacak unsurlar var mı, binanın çevre güvenliği sağlanmış mı? Binada çocukların oyun alanları dışında, uyku ve yemek için ayrı bölümler var mı?

• Disiplin eğitiminin nasıl sağlandığı: Çocukların ortak yaşamı için gerekli kurallar konulmuş mu?( Örneğin, tuvaleti temiz tutalım) Bu kurallar öğretmenler ve diğer personel tarafından nasıl uygulanıyor? Kurallara uymayanlar (öğrenci, veli, öğretmen,personel) için nasıl muameleler yapılıyor?

• Sağlık sorunları ile karşılaşıldığında neler yapıldığı: Çocukların gelişimlerini gösteren portfolyolar hazırlanıyor mu? Okulda sürekli bir doktor, hemşire ya da sağlık uzmanı var mı yada acil durumlarda temasa geçilen doktorlar var mı? Aylık yemek listeleri beslenme uzmanı tarafından hazırlanıp ailelere duyuruluyor mu? Hijyen konularına ne kadar dikkat ediliyor? Gerekli olduğu durumlarda okulun ambülans ihtiyacı nasıl karşılanıyor?

• Psikolojik rehberlik ve danışma hizmetleri sağlanıyor mu: Okulda sürekli bir pedegog, psikolog yada danışman bulunuyor mu?

• Acil durumlar için alınan önlemler: Deprem ve yangın gibi acil durumlar için binayı boşaltma planı var mı? Belirli periyotlarla tatbikat yapılıyor mu?

• Kültür-sanat faaliyelerine ne kadar önem verildiği: Belirli aralıklarla sinema, tiayro, müze, sergi vs. gezileri düzenleniyor mu? Farklı sanat branşları için öğretmenler var mı? Çocuğun çeşitli sanat dallarını okulda tanıma ve uygulama imkanı var mı?

c. Okulu belirledikten sonra ,onu okula götürmeden kaydını yaptırmayın. Aksi takdirde, çocuğunuz kendisini artık sevmediğiniz için onu okula kaydettirdiğiniz kanısına varabilir. Çocuğunuz ile birlikte okulu tekrar ziyaret edin. Ona okulun her tarafını gezdirin, okulu sevip sevmediğini sorun.Öğrencileri oyun ve ders sırasında izlesin.Çocuğun okula ısınması çok önemli. Eğer okulu sevmediyse, bunun nedenlerini sorun ama onu ikna etmek için zorlamayın.

Bütün bu aşamaların sonunda karar verdiniz ve çocuğunuzu göndermek için ideal okulu buldunuz. Ancak her zaman her şeyin yolunda gitmeyebileceğini aklınızdan çıkarmayın. Çocuğunuzun bu okulda çeşitli sorunlarla karşılaşması mümkün. Unutmayın ki önemli olan sorunun olmaması değil, sorunun nasıl ve ne kadar sürede çözüme ulaştırıldığı...

İDİL SEDA AK

Çocuğunuz Anaokuluna Hazır mı?

Çocuğunuz Anaokuluna Hazır mı?


Okula başlangıç öncesinde, yuvadaki faaliyetlere benzer çalışmaların evde yapılması çocuğun uyumunu kolaylaştırabilir.

Anaokuluna başlama dönemi hem çocuk hem de ebeveynler açısından önemli ve zor bir süreç. Bir yanda tatlı bir heyecan diğer yanda bazı endişeler aileleri bekliyor. Acıbadem Hastanesi Kadıköy Pedagog Ayşegül Salgın bu konuda akıllara takılan sorulara yanıt veriyor.

Okul öncesi eğitime, anaokuluna veya daha yaygın kullanıldığı şekliyle yuvaya başlama dönemi hem çocuk hem de ebeveynler açısından önemli ve zaman zaman zor bir süreçtir. Çocuk ilk kez ailesinden ayrılmakta, yapılandırılmış, kuralları olan bir ortamda bulunmakta ve sosyal anlamda ilk önemli sınavını vermektedir. Yuvaya başlama yaşı, çocuğun ve ailenin bu süreci nasıl geçirdikleri ve uyum süresi her çocuk, aile ve yuva için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Ancak genel olarak çocuğun yaşıtlarıyla birlikte olabildiği, oyun kurabildiği, kurallara uymayı öğrenebileceği bir dönem olarak 3 yaş civarında çocukların bu deneyime hazır olduklarını söyleyebiliriz. Bireysel olarak değerlendirildiğinde ise çocuğun genel gelişim değerlendirmesi (dil, motor, sosyal-duygusal gelişim düzeyi) ve çocuğun okul için yeterli olgunluk ve beceri düzeyine erişip erişmediği dikkate alınmalıdır. Ayrıca aile içi ilişkiler (özellikle anne çocuk ilişkisi ), ailenin çocuğun bu ilk sosyal deneyimini algılayışı, yuvadaki ortam, öğretmen ve öğrencilerin tavır ve tutumları çocuğun uyumunu etkileyen faktörler arasındadır.

Yuvaya başlamada en sık karşılaşılan sorun çocuğun anneden (ve aslında çoğu zaman daha yoğun olarak annenin çocuktan) kopamamasıdır. Bu durum genellikle bağımlı anne-çocuk ilişkisinin bir sonucudur. Bir diğer tanımla ayrılık anksiyetesi (kaygısı) olarak da adlandırabileceğimiz bu durum çocuğun bağımsızlaşma sürecini zorlaştır, geciktirir. Bu çocukların sıklıkla uyku ve yemek konularında da bağımsız davranamadıkları, özellikle annelerinin desteğine ihtiyaç duydukları, tuvalet eğitimi konusunda da gecikme ve güçlükler yaşadıkları görülmektedir. Annenin bu durumdaki tavrı da çok belirleyicidir. Annenin kaygısını azaltmak çocuğun bağımsızlık sürecinde daha rahat olmasını sağlayacaktır.

Okula başlangıç öncesinde çocuğun bu deneyim için yeterli beceri düzeyine ulaşmış , yeterli sosyal etkileşim deneyimi yaşamış olması önemlidir. Çocuk yeterince hazır olsa bile ilk 1-2 hafta uyum güçlükleri yaşanması normaldir. Çocuk bu güçlükleri yaşarken ailenin çocuğu koruyup kollamaya çalışması çocuğun kaygısını arttırabilir ve uyum süresini uzatıp zorlaştırabilir.

Ailenin okula devam konusunda tutarlı ve net bir tavır sergilemesi ve öğretmenin uygun davranışları ile bu ilk deneyimin en iyi şekilde geçirilmesi, çocuğun sonraki deneyimlerini, özellikle ilkokula başlangıç dönemini ve okul-öğrenme yaşantısını olumlu yönde etkileyecektir.

Yuvaya başlamadan önce çocukla bunu paylaşmak, onun kendini hazır hissetmesi için zaman vermek, yuva seçimini birlikte yapmak, yuvaya devam eden çocukları model olarak göstermek, başlangıç döneminde 2-3 saatlik oyun gruplarıyla okula ve öğretmenine alışmasını sağlamak, ilk 1-2 hafta annenin okul yakınlarında bulunup yavaş yavaş uzaklaşması uyum sürecindeki güçlükleri azaltmaya yardımcı olacaktır. Uyum için süre çok uzadığında ve çocuk-aile çok zorlandığında bir pedagoga başvurmak ve bu durumu olası nedenleri ile birlikte değerlendirip yeni düzenlemeler yapmak gerekebilir.

Daha fazla bilgi için Acıbadem Kurumsal İletişim (216) 544 38 72

Hamilelik Öncesi Gözden Geçirmeniz Gerekenler

Hamilelik Öncesi Gözden Geçirmeniz Gerekenler


Anne ya da baba olmak, hayatınızın akışını değiştirecek büyük bir olaydır. Hamile kalmadan önce yapacağınız bazı planlar ve değişiklikler sayesinde, daha sağlıklı birhamilelik geçireceğiniz muhakkaktır. Sağlıklı bir yaşam tarzı, siz ve bebeğiniz üzerine büyük ve olumlu etkiye sahiptir. Hamileliğin planlı olması sizi ileride olacakolaylara hazırlamaya yardımcı olur ve karşılaşacağınız zorlukları daha kolay, bilinçli bir şekilde atlatmanızı sağlar. Hamilelik öncesi iyi bir sağlık bakımının yapılması bütünhamileliğiniz boyunca size yardım edecektir. Bir çok kadın hamile kaldığını birkaç hafta geçmeden bilmemektedir. Bu ilk haftalar, fetus için en kritik dönemlerdir. Zira organlar bu dönemde oluşur. Sigara, alkol ve bazı ilaçların kullanılması bebeğin normal gelişimini engeller. Hamile kalmayı düşünüyorsanız en az 3 ay öncesinden bir doktora danışmanız, size yol gösterilmesi ve bilgi verilmesi açısından önemlidir.

Sağlığınız ve vucudunuz hamile kalmaya uygun mu?
Hamileliğiniz öncesinde jinekoloğunuzla bir görüşme yapın. Bu sizin için genel bir kontrol açısından harika bir fırsat olacaktır. Bu görüşmede değişmesi gereken alışkanlıklarınız varsa bunları ele alabilir ve yeni düzenlemeler yapabilirsiniz. Ayrıca yüksek tansiyon ve aşırı kilo gibi problemleriniz için gerekli tedavilere başlayabilirsiniz. Unutmayın eğer obesite(aşırı şişmanlık)ve yüksek tansiyon gibi problemleriniz varsa riskli guruptasınız demektir ve bunları kontrol altına almak için gerekenleri bir an önce yapın. Aşırı şişman kadınlar, yumurtlamaları düzenli olmadığından kolay hamile kalamamaktadırlar. Eğer kalırlarsa bu kez diyabet ve yüksek tansiyon onları beklemektedir. Ayrıca bu kadınların bebeklerinin de normalden iri doğma riski yüksektir, bu da beraberinde doğum yaralanmalarını ve zorunlu sezaryanı getirir.Yüksek tansiyonu olan annelerde ise düşük doğum ağırlıklı ve prematüre bebek doğurma riski yüksektir. Bunlara ek olarak hamilelikte çok ciddi bir problem olan Plasenta Abruption yani plasentanın bebek doğmadan önce rahimden ayrılması ve önden doğması riski yüksektir.Bütün bu riskleri tespit edip tedbirlerinizi alarak hamileliğinize daha sağlıklı başlayabilir ve sağlıklı bir çocuk sahibi olabilirsiniz

Kilonuz ne durumda?
Düzenli bir egzersiz programı takip edin ve bir diyetisyen ile uygun bir diyet programı hazırlayın. Bu hamilelik öncesi bebeğiniz için yapacağınız en önemli şeylerin başında gelmektedir. Uygun bir kilonun sağlanması iyi bir sağlık açısından önemlidir. Hamile kalmanızın en az 6 ay öncesinden boyunuzun kilonuzla orantılı bir düzeyde kalmasını sağlamalısınız. Hamilelik sırasında yüksek kilo annede yüksek tansiyon ve şeker hastalığına sebep olabilmektedir. Aşırı şişmanlık gebelik sırasında kalp için ek bir yüktür. Normalden düşük kilo ise bebeğin gelişimini engellemekte ve düşük tartılı bebekler doğmasına sebep olmaktadır.

Sizin yada eşinizin ailesinde kalıtsal bir hastalık var mı?
Bazı kalıtsal hastalıkların belirlenmesi ve yaşınıza aile geçmişinize bakılarak size genetik danışmanlık verilmesi açısından önem taşır. Genetik danışmanlık çiftlerin genetik hastalıklı bir çocuğa sahip olma şansı hakkında bilgi verir.

Kronik bir hastalığınız var mı?
Hamilelik vücudunuza yeni yükler yükleyeceği için, normalde kontrolünüz altında olan sağlık problemleriniz tekrar sorun çıkarabilir. Eğer bazı özel tıbbidurumlarla karşı karşıyaysanız, hamile kalmadan önce kontrol altına alınmalı ve hamileliğiniz boyunca bu kontrolleri sürdürmelisiniz.

Bazı önemli sorular şunlardır:
Şeker, yüksek tansiyon, sara nöbeti gibi rahatsızlıklarınız var mı?
Kansızlık rahatsızlığınız var mı, şu an buna yönelik şikayetleriniz var mı? (Halsizlik, Çarpıntı, Solukluk, Çabuk yorulma)
Hiç ameliyat geçirdiniz mi?
Herhangi bir şeye karşı alerjiniz var mı?

Daha önceki gebelikleriniz olduysa nasıl geçti?
Geçmiş gebelikleriniz ve varsa bunlarla ilgili komplikasyonlar da önemlidir. Çünkü sorunlar tekrar yaşanabilir. Özellikle daha önce düşük yapan kadınlar yeniden hamile kalırken endişe taşırlar. Gerçekten de daha önce yapılan düşükler; düşük tartılı bebek doğum riskini ve erken doğum riskini arttırmaktadır.Bu noktada önemli olan kendi kendinize endişe etmektense bir hekimin de yardımıyla birlikte kontrollü bir hamilelik geçirmenizdir.

Kullandığınız ilaçlar var mı?
Aspirin, alerji ilaçları (anti histaminikler), diyet tabletleri, doğum kontrol ilaçları gibi günlük ilaçlar sorgulanacaktır. Bazı ilaçlar fetüsu etkilemektedir ve hamileliğiniz boyunca alınmaması gerekir. Örneğin bu günlerde akne tedavisi için yaygın olarak kullanılan Retinol (Retinoik asit, vitamin A türevi bir ilaç)bebekte doğumsal sakatlıklara neden olmaktadır ve ilaç tedavisi kesildikten sonra en az 6 ay hamile kalınmaması gerekmektedir. Sakinleştirici ilaçların veağrı kesicilerin kullanımının da doktora danışılması gerekir.

İşinizde gebeliğiniz açısından bir risk var mı?
Sizin veya eşinizin işinde radyasyon , kimyasallar , kurşun yada anestetik maddelere maruz kalma söz konusu ise bu hem hamile kalma şansınızı hem debebeğinizi riske sokabilir. Hamile kalmadan önce bu konuda işveren den veya işyeri doktorundan bilgi almak önemlidir.

Kızamıkçık aşısı oldunuz mu?
Kızamıkçık (rubella) hastalığı bebeğin iç organlarının geliştiği erken gebelik döneminde bebekte önemli bozukluklara neden olabilir(sağırlık,körlük, beyin gelişiminin engellenmesi...). Bu nedenle hamileliğe karar verdiğinizde doktorunuza başvurup bu hastalığa karşı bağışıklığınız bulunup bulunmadığını bir kantesti ile öğrenmelisiniz. Eğer bağışıklığınız yoksa doktorunuz aşınızı yapacaktır. Kan testini gebeliğinizden en az 3 ay önce yaptırmalısınız.

Yapılması gereken diğer testler
Hamilelik öncesi özellikle sosyal risk taşıyan annelerin AIDS için ELİSA testini yaptırması önemlidir. Bu anne adayını kesinlikle korkutmamalı ve rahatsızetmemelidir. Ayrıca daha önce yüksek riskli davranış öyküsü olsun olmasın tüm hamilelere AİDS testi önerilmesi gittikçe kabul gören bir yaklaşımdır. Bunun yanı sıra Hepatit-B testinin yapılması, sonuca göre bebeğin doğduğunda aşı ve tedavisinin yapılması da önemlidir. Özellikle Hepatit-B taşıyıcısıolduğunu bilen anneler, bebeklerine zarar vermemek için muhakkak doktora danışmalıdırlar. Bazı hepatit taşıyıcılarından (belirli bazı antijenleri olan) doğanbebeklerde enfeksiyon riski yüksektir ve bu bebeklere doğumdan sonra 12 saat içerisinde Hepatit-B aşısı ve immunoglobulin tedavisi yapılması hemenher zaman enfeksiyonu önler. Bunlara ek olarak anne ve babanın hamilelik öncesinde kan guruplarının bilinmesi, eğer bir kan uyuşmazlığı söz konusu ise hamileliğin özel olarak takipedilmesi, anneye doğumdan önce gerekli aşının (rho-gam) yapılması bir sonraki hamilelikte tehlikeyi önleyecektir. Eğer bu annenin ilk hamileliği değilse veanne ile baba arasında kan uyuşmazlığı varsa ve de anneye ilk hamileliğinde gereken aşı yapılmamışsa o zaman annenin kanında ilk gebeliğinde antikor oluşup oluşmadığına bakılması ve doğumun daha özel şartlarda planlanması uygun olur.

12 Ağustos 2007 Pazar

BEBEK ODASI

Dış dünyaya yavaş yavaş alışması gereken bebek için, mümkünse sessiz ve çok aydınlık olmayan bir oda seçilmelidir.
Odanın sıcaklığına da özen gerekir. Bebek, soğuktan büyüklere oranla daha çok etkilendiği için, nem oranını iyi denetlemek koşulu ile, odanın sürekli 19-20 derecede tutulması gerekir. Yeni doğmuş bir bebeğin solunum yolları hassastır; bu yüzden radyatörlerin üstüne içi su dolu kaplar yerleştirilmelidir.

Dış dünyayı fark etmeye başlayan bebek için gözü yorucu, çok canlı ve koyu renklerden uzak durmak gerekir.
Bez değiştirme yeri düşünülmeli ve ışığı özenle ayarlanmalıdır. Direk olarak gözüne gelen kuvvetli bir ışık bebeği rahatsız edecektir.
Yatak örtülerinin ve diğer ayrıntıların kolayca temizlenir olması çok önemlidir. Özenle aldığınız bazı eşyaların her şeyden önce pratik olması gerekmektedir. Bebeğinizi emzireceğiniz bir koltuk sizin için çok önemlidir. Rahat ve ortopedik olmasına dikkat ediniz; unutmayınız bebek emzirmek sabır ister.

Bebeklerde kabızlık

Sadece anne sütüyle beslenen bebeklerde “kabızlık rahatsızlığı” daha az görülürken, mamayla beslenen bebeklerde görülme sıklığı daha fazla. Bebeklerde ve küçük çocuklarda kabızlık genelde beslenme alışkanlığından ve duygusal nedenlerden kaynaklansa da, bazı metabolik rahatsızlıklar ve bazı ilaçlar da kabızlığa neden olabiliyor.





Bebeklerde ve küçük çocuklarda en sık görülen rahatsızlıklardan biridir kabızlık…Her bebeğin dışkılama sıklığı farklılık gösterir. Bazı bebekler her gün kaka yaparken bazıları yapamayabilir. Bebeğin dışkısı yumuşaksa, zorlanmadan kaka yapıyorsa, kilo alışı da düzenliyse endişelenmenize gerek yoktur. Uzmanlar, kabızlığın gelişiminde beslenme alışkanlıklarının ve duygusal etkenlerin büyük rol oynadığını ifade ederken, bazen de kabızlığa, bazı metabolik hastalıkların veya bazı ilaçların da neden olabildiğine dikkat çekiyorlar. Lift yönünden zengin besinler ve yeterince su ve sıvı gıdaların alınması kabızlığın gelişmesini engelliyor. Anne sütüyle beslenen bebeklerde kabızlık genelde görülmezken, mamayla ve formül sütle beslenen bebeklerde daha çok görülüyor. Yanlış beslenmenin yanında, hareketsizlik de kabızlığa neden olabiliyor.

Haftalar, aylar, hatta bazen yıllar sürebilen bu sorun belki sadece o anda geçici sıkıntılar yaşatıyor. Ancak uzun süre devam ettiği takdirde yaşam kalitesini oldukça bozan bir sorun. Peki kabızlığı tanımak ve çözüm üretmek için neler yapabiliriz? Konuyla ilgili ayrıntıları Etiler Memorial Polikliniği’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gökhan Mamur anlattı.



Kabızlık nedir?



Kabızlık, bebeğinizin normalde yaptığı dışkılama sayısında azalma olmasıdır. Kabızlık çeken bebeğin dışkısı çok kuru ve sert olur. Bu durum bebeğinizin dışkılama esnasında çok acı ve zorluk çekmesine neden olur.



Kabızlık genelde neden olur?



Herhangi bir neden bulunamayabilir; ancak genelde beslenme alışkanlığı ve duygusal sorunların kabızlığa neden olduğunu görüyoruz. Yeterince su ve sıvı gıdaların alınmaması, liften yoksun gıdalarla beslenilmesi kabızlık sorununu yaratıyor. Bazen de bazı, metabolik rahatsızlıklar ya da bazı ilaçlar kabızlığa neden olabiliyor. Bebeğin ya da küçük çocuğun yetersiz, az beslenmesi ve hareketsizlikte kabızlığa neden olan diğer etmenlerdir.



Kabızlık neden bir sorundur?



Kabızlık başlayınca olumsuz bir kısır döngü başlar. Kalınbağırsağın sonundaki dışkı sertleştiği ve kakanın normal geçişi engellendiği için kaka bağırsakta kalır. Bu kalış ne kadar uzun sürerse sıkılaşıp kurur ve vücuttan atılması zorlaşır. Sert, kuru dışkıların vücudu terk etmesi son derece ağrılı olduğundan anüs çevresinde ağrılı çatlaklar oluşur. Bu acıyı yaşamamak için küçük çocuk ve bebek tuvaletini yapmak istemeyebilir.



Sadece anne sütü alan bebeklerde kabızlık görülür mü?

0-12 ay arasındaki dönemde yalnızca anne sütü ile beslenen bebeklerde kabızlık genelde söz konusu değildir. Yeni doğan bebeklerde ise kabızlık çok daha az görülür. Bebeğin kaka yaparken yüzünün kızarması normaldir, kabız olduğu anlamına gelmez. Genelde anne sütü alan bebekler daha sık aralıklarla kaka yaparlar. İnek sütü alan bebekler ya da formül mama ile beslenen bebeklerde kabızlık görülme olasılığı daha fazladır.



Anne sütüyle birlikte mamayla da beslenen bebeklerde kabızlık görülür mü?

Hemen, hemen her anne bebeğine anne sütü vermek ister ancak bazen bu mümkün olmayabilir; Bu durumda mamaya geçilir. Mama veya anne sütü ile beslenen bebeklerde, dışkı yine tamamen sulu olabilir ve kabızlık yönünden bebek herhangi bir sorun yaşamayabilir. Ancak bazen dışkı daha yapışık, şekilli ve daha az sayıda olabilir. Dışkılama sayısı günde veya birkaç günde bir kere olabiliyor. Bu yine de kabızlığın olduğu anlamına gelmiyor, yalnızca mama beslenmede yer aldığından şekil ve özellik farklılığı söz konusu oluyor.

Bunların yanı sıra üç aylık olan bebeklerde dışkılama alışkanlığında değişiklikler başlar. Daha düzensiz, birkaç günde bir veya bir günde birkaç kere dışkılama gerçekleştirebilirler. Bu da kabızlık anlamına gelmemektedir.

Kabızlık durumunda dışkının tanımı çok iyi yapılmalıdır. Anne sütü alan bebeklerde dışkılamanın haftada bir, hatta on günde bir olması normaldir. Yeter ki huzursuzluk, karında şişlik, aşırı kusma, beslenmeyi ret etme gibi sorunlar da eşlik etmesin. İnek sütü alan bebekler ya da formül mama ile beslenen bebeklerde kabızlık görülme olasılığı daha fazladır.

Kabızlık için dışkının tek tanımı keçi pisliği şeklinde olmasıdır. Ayrıca, annenin beslenmesinin, süt yoluyla çocuktaki kabızlığa bir etkisi yoktur. Bu durumda anne bebeğine hemen fitil vermemelidir. Öncesinde mutlaka doktoruna danışmalıdır.



Doktorunuz acı çeken ve sıkıntıda olan bebeğinize nasıl bir tedavi uygular?

Bebeğinizin dışkıyla dolu olan bağırsakları, boşalması gerekmekte. Doktorunuz bu durumda bebeğiniz için bazı ilaçlar verebilir.Dışkı çok ileri boyutta barsak içinde kaldıysa lavman gerekebilir. Genelde tüp şeklinde olan bu sıvılar kayganlaştırıcı ve uyarıcı nitelik taşırlar. Bazı şuruplar ise dışkının sulu kalmasını sağlar. Bunların uzun süreyle, kullanımları söz konusu olabilir.

Dışkılama esnasında olası ağrının giderilmesi genelde iki şekilde ele alınır. Birincisi anal bölgeye doğrudan uyuşturucu özellikli kremlerin sürülmesidir. Bu şekilde dışkılama esnasında anal mukoza uyuştuğundan bebeğin ağrı hissetme olasılığı azaltılmaktadır ve dolayısıyla bir sonraki sefere daha korkusuz bir şekilde boşaltım gerçekleşecektir. İkincisi ise gaitanın yumuşak olmasıdır. Böylece gaitanın çeşitli şuruplarla yumuşatılmasıyla anüs çevresi daha az acıyacak ve bebeğin acı çekme korkusunu yenmesinde faydalı olacaktır.



Kabızlık problemi olan 6 ay üstündeki bebek nasıl beslenmelidir?

Günlük tüketilen sıvı miktarı artırılmalıdır ancak tek başına sadece bunu uygulamak etkili değildir. Diyet lifi ile sıvı miktarı orantılı olmalıdır. Her 60 ml sıvı için 1 gram lif şeklinde ayarlanmalıdır. Yapılan çalışmalarda besinlerden alınan sıvının, içeceklerden alınan sıvıya göre, dışkı kıvamı ve sıklığı üzerine daha etkili olduğu saptanmıştır. İkinci adımda, fiziksel aktivitenin artırılması, barsak hareketlerini de arttırdığından dışkının barsak cidarında ilerlemesini kolaylaştırır. Yürümeye başlamış süt çocuklarında hareketin arttırılması faydalı olabilir. Ancak bu da tek başına etkili değildir. Diğer değişikliklerle birlikte kombine edilmelidir.

Üçüncü adımda, emilebilen ve emilemeyen karbonhidrat tüketiminin arttırılmasıdır. Bu tür karbonhidrat tüketimi özellikle bir yaş altındaki bebekler için faydalıdır. Özellikle taze elma, erik ve armut suyu gibi meyve suları bebeklerde kabızlık durumunda etkilidir.



Diyet lifinin arttırılması küçük çocuklarda ve bebeklerde kilo kaybına neden olabiliyor. Bu konuda nelere dikkat edilmesi gerekiyor?

Diyet lifinin artırılması çocuklarda kilo kaybına neden olabilir. Çünkü lifli besinler genellikle az ya da orta düzeyde kalori içerirler. Örneğin tahıllarda 4 gram lif sağlayan miktar ortalama 90 kaloridir, kuru baklagillerde 5 gram lif sağlayan miktar 95 kaloridir. Et, süt ve yağda ise lif yoktur. Dolayısıyla eğer çocuk kabız diye lif içermeyen besinler kaldırılıp sadece lifli besinler diyette artırılırsa çocukta büyüme ve gelişme süreci olumsuz yönde etkilenir. Bu sebeple öncelikle çocuğun, temel besin maddelerini normal düzeyde tüketmesi sağlandıktan sonra tedavi için gerekli eklemeler yapılmalıdır.



Doktorunuza ne zaman başvurmalısınız?

· Kabızlık süresi 3 haftayı geçmişse,

· Dışkılama için normal ıkınma yeterli gelmiyorsa,

· Anüs çevresinde küçük ağrılı çatlaklar varsa,

· Hemoroid (basur) gelişirse doktorunuza mutlaka başvurmalısınız.

11 Ağustos 2007 Cumartesi

BEBEKTE GAZ SANCILARI

BEBEKTE GAZ SANCILARI

Gaz sancıları olmasaydı; bebekleri büyütmek, sanırım, çok daha kolay ve keyif verici olurdu. Saatlerce süren, bitip bitip tekrar başlayan, yırtınırcasına ağlayan bebeklerin bu durumuna dayanabilmek, hele hele gencecik, deneyimsiz bir anne için çok zor olsa gerektir. Ancak annelerin unutmaması gereken bir nokta da; bugüne kadar gaz sancısı nedeniyle zarar görmüş bir bebeğin görülmemiş olmasıdır. Burada hemen söylemem gerekir ki; bebeklik dönemindeki ağlamaların hepsinin nedeni de gaz sancıları değildir.

Bunlar
Açlık
Diş çıkarma
Kulak ağrısı
İshal
Başka sebeplerle oluşan barsak spazmları
İdrar yolu enfeksiyonları
Popo (anüs) çevresindeki yara ve çatlaklar
Pişik
Pamukçuk
Gizli veya belirgin fıtıklar
Ağız ve dişeti sorunları
Vücudun herhangi bir yerindeki kırıklar
Bazı sinirsel hastalıklara eşlik eden ağlama tipleri...
Bunları ayırt etmek için mutlaka çocuk hekiminize danışmanız gereklidir.

Gaz sancıları; zarar verici olmayan, belli bir süre ile sınırlı fizyolojik bir olay olduğuna göre belirgin bir tedavisinin olması da beklenemez. Bu durumda kesin tedavi etmekten çok gazı azaltıcı bir takım önlemler ve davranış biçimleri içine girmemiz gerekmektedir:

Öncelikle bebeğin gaz sancısı dışındaki herhangi bir sebepten dolayı ağlamadığını tespit etmemiz gereklidir. En çok karıştığı durum olan açlık'tan ağlayıp ağlamadığını saptamak kolaydır. Anne sütünü verdiğinizde susuyorsa sebep açlıktır. Yok eğer susmuyorsa her ağladığında inatla anne sütü veya mama veriliyorsa, sırf bu yüzden gaz sancısı daha da artabilir. Sık sık ve düzensiz beslenen çocukların gaz sancıları daha da artabilir. Hele hele erken dönemde başlanan ek gıdalar bu tabloyu iyice dramatikleştirir.

Bebeklere şekerli su verilmesi, emziklerin bala veya pekmeze batırılarak verilmesi, çok erken aylarda nişastalı gıdalara başlanması, meyva ve meyva sularının gereğinden çok verilmesi veya meyvaların olgunlaşmamış olması da gazı artırır.

Gereğinden fazla su içirilen veya tam tersi yeterince su verilmeyen bebeklerde de gaz fazla olur.

Uzun süre açıkta kalan yiyecekler (özellikle süt ve sütlü yiyecekler), iyi temizlenmemiş şişe-kaşık ve emzikler, uzun süre kapağı kapatılmamış şuruplar (vitaminler, antibiyotikler, ateş düşürücü-ağrı kesiciler) de basit mikrobik kirlenmeler nedeniyle gaz yapabilirler.

Altının uzun süre ıslak bırakılması, bulunduğu ortamın aşırı sıcak veya soğuk olması, uzun süre aynı konumda yatırılması da gazı artırabilir.

Bebeğin kundaklanması, hareket kaabiliyetini sınırlayan kuşaklarla sarılması da gazı artırabilir.

Annenin beslenmesinin gaz oluşumundaki rolü sanıldığı kadar belirgin değildir.

Anne ve babanın sakin, hoşgörülü ve sevecen olması çok önemlidir.

GAZLI BEBEKTE NELER YAPILABİLİR?

Anne ve babanın sakin olması, bebeğe şefkatle ve güvenle yaklaşması

Aşırı sıcak veya soğuk ortam oluşturulmamalı,

Dar ve sıkıcı veya üst üste giysiler giydirilmemeli,

Besinler hazırlanırken hijyen (temizlik) kurallarına uyulmalı,

Bebekler hep aynı pozisyonda yatırılmamalı, yan olarak veya karın üstü yatırılmalı (karın üstü yatırılırken bir kişinin bebeğin yanından ayrılmaması gerekiyor),

Karnına ve ayaklarına ılık bezler konulmalı,

Her beslenmeden sonra en az yarım saat ve en az iki kere "Gark" edene kadar gazı çıkartılmalı,

Bebeğe okşayarak ve severek güzel sözler söylenmeli,

Sinirsiz olduğu bir zamanda bebeğe uygun masaj yapılmalı,

Gereğinden fazla emdirilmemeli, gereksiz yere ek besinler verilmemeli,

Rezene çayı ve anason verilebilir.

Doktorunuza görünmeli ve onun önerilerine uymalısınız.

Yrd. Doç. Dr. Hayri Levent YILMAZ
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi

GÜNEŞ VE ÇOCUĞUMUZ

GÜNEŞ VE ÇOCUĞUMUZ

0-1 Ay: Yeni doğan bebeğin, özellikle ilk günlerinde ortam ısısı normal sınırların üstüne yükseldiğinde terleme fonksiyonu yeterli olmadığından vücut ısısı yükselebilir ve bebeğinizi olumsuz etkileyebilir. Bebekler bu ortamda deri yoluyla çok miktarlarda sıvı kaybedebilirler. Bu nedenle bebeklerin yaz aylarından güneş ışınlarının dik olduğu saatlerde serin ortamlarda kalmasına ve oda ısısının 25 C derecenin üstüne çıkmamasına dikkat edilmelidir.

1-12 Ay: Kemik gelişimi için gerekli bir vitamin olan D vitamini güneş ışınlarının yardımıyla vücutta sentezlenir. Bu vitamin özellikle hayatın ilk yıllarında sağlıklı bir gelişim için şarttır. Her gün yarım saat; baş, kol ve bacakları çıplak olarak güneşlendirilen bebek vücudu için gerekli miktarı bu yolla sentezler. Cam, güneşin bu etkiye sahip ışınlarının geçişini engellediğinden cam arkasından güneşlendirmenin faydası olmaz.

1 Yaş ve Üzeri Çocuklar: Çocuğunuzun güneşten faydalanmasını sağlamalı ancak zararlarından korumalısınız.

Hangi Saatlerde? Zararlı güneş ışınları en yoğun olarak günün en aydınlık saatlerinde etki eder. Her yaştaki insanların bu saatlerde direkt güneş ışığına maruz kalmaktan sakınması gerekir. Sıcak günlerde bebek ve çocuklarınızı saat 10:00-16:00 arasında dışarı çıkartmamalısınız.

Nasıl Koruyalım? Koyu renkler güneş ışınlarını emerek zararlı etkilerinin yoğunlaşmasına neden olur. Bu nedenle sıcak günlerde kendinizin ve çocuğunuzun elbiselerini açık renklerden seçmelisiniz. Çocuğunuz güneşli havada dışarıda bulunacaksa güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı koruyucu kremlerden sürmelisiniz. Bu kremler her yaştaki çocuklar için kullanılabilir. Çocuğunuzun yaşı ne kadar küçükse faktör olarak belirtilen koruyuculuk düzeyi o kadar yüksek olanları tercih etmelisiniz.

Gölge Güvenli mi? Çocuğunuz gölgede de güneş ışınlarının zararlı etkisi altındadır. Bu yüzden sıcak havalarda güneş ışınlarının en dik geldiği saatlerde, gölgede dahi çocuğunuzu açık renk giysiler ve kremlerle korumalısınız.

Sıcaklar ve Çocuğunuz: Aşırı sıcak havalar hayatın her iki ucundakı insanları ve hastaları en fazla etkiler. Sıcak havada dikkat etmeniz gereken en önemli nokta çocuğunuzun artan sıvı ihtiyacıdır. Bebeğiniz ne kadar kücükse sıcak havadan o kadar fazla etkilenecektir. Çocuğunuzun ve bebeğinizin kaybettiği sıvıyı muhakkak yerine koymalısınız. Bebeğiniz için en uygun sıvı, su ve taze meyve sularıdır. Daha büyük çocuklarınız için su, taze meyve suları ve hafif tuzlu ayran arasında tercih yapabilirsiniz. Herşeye rağmen, sıcak havada bebeğiniz halsizleşti, yaptığı idrar miktarı (daha az sayıda bez kirlettiyse), göz yaşı ve ağız salgıları azaldı, başka bir neden olmaksızın ateşi yükseldiyse muhakkak doktorunuza başvurun.

Deniz ve Çocuğunuz: Sıcak günlerde çocuğunuzun da denize girerek serinlemesine engel olmamalısınız. Girilmesinin sakıncalı olduğu bildirilen kıyılar dışındakiler çocuğunuz için uygundur. Çocuğunuzu hiçbir zaman tek başına, kol ve bel simitleri takılı olmadan denize sokmayın, suda kendisini güvende hissetmesine yardım edin.

Havuz ve Çocuğunuz: Durgun sular çocuğunuza zarar verebilecek mikropları içerebilir. Özellikle sıcak günlerde çok sayıda insanın girdiği, günlük olarak suyunun değiştirilmediği, bakımının yeterince yapılmadığı havuzlar çocuğunuz için uygun değildir. Çocuğunuz muhakkak bir havuzu kullanacaksa onun temizliğinden ve güvenliğinden emin olmalısınız. Çocuğunuzun hiçbir zaman denizde olduğu gibi havuzda da tek başına, kol ve bel simitleri olmaksızın girmesine izin vermemelisiniz. Deniz veya havuz arasında tercih yapmanız gerekirse kararınız denizden yana olsun.

Dr. Demet Yardımcı ILIKKAN
Tel: (0212) 289 64 77

10 Ağustos 2007 Cuma

BEBEKLE YAŞAM

BEBEKLE YAŞAM


Bebeğinizin beslenmesi ile ilgili bilmek istediğiniz herşey bu kategoride yer alıyor.



EMZİRME

Anne Sütü ile Beslenmenin Faydaları



Anne sütünün hazmı kolaydır. Bebek çok rahatlıkla hazmeder, hazımsızlığa hemen hemen hiç rastlanmaz.
Anne sütünün sıcaklığı her zaman istenilen derecededir. Çünkü vücut sıcaklığındadır.
Anne sütü, oluşmuş antikorları sayesinde bebeği birçok bulaşıcı hastalığa karşı korur. Bu, özellikle bebeğin ilk aylarında ona doğal bir koruma sağlar.
Anne sütü ile beslenen bebekler genellikle ilk aylarda diğer bebeklere göre daha az hasta olurlar.
Anne sütünde bulunanan demiri bebeğin vucudu kolaylıkla emer.
Anne sütü ile beslenen bebeklerde, inek sütü ile beslenen bebeklerde görülebilen protein alerjisi olmaz.
Emzirme süresi hem anne hemde bebek için mutluluk anlarıdır ve aralarında duygusal bağların kurulmasını sağlar.
Anne sütü hem ekonomiktir ve de büyük kolaylıktır. İstediğiniz an bebeğinizi emzirebilirsiniz. Herhangi bir hazırlık yapmanız gerekmez.
Bebeğinizi emziriyorsanız, sütü veya mamayı ısıtmaya, biberonu doldurup hazırlamaya, beslenme sonrası yıkamaya, sterilize etmeye gerek yoktur. Sadece memenize göstereceğiniz temizlik ve bakım yeterlidir.
Anne sütü ile beslenmenin anneye ayrıca bir önemli yararı vardır, emzirme anne rahminin daha kısa sürede normale dönüşünü sağlar.


Bebek Süt Ememiyor:



Bebek güçsüz olabilir (özellikle erken doğan bebekler ).
Böyle durumlarda bebeğin güçlenmesi için, anne sütüne daha fazla ihtiyacı vardır. Dolayısıyla bebek ememiyorsa anne sütü göğüsten sağılır ve bebeğe biberonla veya kaşıkla verilir.
Bebeğin dudakları ve ağız yapısı doğuştan kusurlu olabilir ( örneğin: tavşan dudağı,doğuştan yarık dudak ). Bu nedenle veya canını acıtan bir iltihaptan dolayı bebek emerken zorlanabilir ve güçlük çekebilir. Bu durumda da süt göğüsten sağılıp bebeğe biberonla veya kaşıkla verilir.Tavşan dudak ve diğer ağız bozuklukları için geliştirilmiş özel biberon emzikleri bulunmaktadır.

Bebek Süt Emmek İstemiyor:

Bebek vaktinde doğmuştur, fakat ilk günler uykulu olabilir ve karnı pek acıkmıyabilir.
İki-üç gün sonra ‘’uyanacak’’ ve normal emmeye başlayacaktır.Bu süre içinde memelerden sütün salgılanmasını engellememek için göğüsleri uyararak ve baskı yaparak süt akışını sağlatan göğüs kapları kullanılmalıdır.

Bebek Yeterince Besleniyor mu?






Bu sorunun cevabını almak için bebek düzenli olarak gözlemlenmeli, tartılmalı ve dışkısı kontrol edilmelidir. Dikkat edilmesi gereken hususlar şulardır:

1. Bebeğin görünüşü ve davranışları:
Cildi pembe, ebrulu ve diridir.

2. Ağırlık eğrisi:
Bebeğin ilk üç ay boyunca günde 25-30 gr, sonraki üç ayda da günde 20-25 gr alması gerekir. İlk zamanlar, bebek iyi beslenip beslenmediğinin anlaşılması amacı ile her gün tartılmalıdır. Gelişmeden emin olunduktan sonra her gün tartmak yerine haftada bir tartmak yeterli olacaktır.

3. Dışkı:
Anne sütü ile beslenen bebeğin dışkısı altın sarısı rengindedir. Hava ile temas edince yeşil renge dönüşür, pis kokulu değildir, ekşimiş süt kokar. Bebek günde üç ile altı kez kaka yapar. İlk zamanlarda her emzirmede bir kez, üç ile altı ay arası günde iki veya üç kez, daha sonraları günde bir kez kaka yapar.

4. Kabızlık:
Anne sütü ile beslenen bebeklerde kabızlık nadiren görülür. Ortalama olarak belirtilenden daha az kere kaka yapsa da bu bebeğin kabız olduğu anlamına gelmez. Bazı bebekler her gün kaka yapmayabilir. Bebeğin dışkısı yumuşaksa, bebek zorlanmadan kaka yapıyorsa ve aynı zamanda kilo alışı düzenli, genel durumu da iyi ise endişelenmeye gerek yoktur.

Bebek hakikaten kabızsa, bunun nedeni genellikle annenin kendi beslenmesindeki dengesizlik veya bebeğin yetersiz miktarda beslenmesi veya yeterli su almamasıdır. Bebeğin görünümü, davranışı, dışkısı ve kilosu yukarda belirtildiği gibi ise, bebek iyi besleniyor demektir. Ancak emzirildikten sonra bebek hala aç gibi davranıyorsa , uyumakta zorlanıyorsa, bir iki saat uykudan sonra uyanıyorsa, en önemlisi yeterince kilo alamıyorsa, o zaman bebek iyi beslenmiyor demektir. Yeterince beslenmeyen çocuk daha fazla içmek isterken yuttuğu havadan dolayı bol gazlı olur, sıkça kusar ve karın ağrısı çeker.

Bebeğin yeterince kilo almamasının en sık rastlanan nedeni anne sütünün az olmasıdır. Bunu anlamak için bebeği her gün tartmak yeterlidir. Ağırlık ölçümleri sonucunda, bebeğin içtiği gündelik toplam süt miktarı içmesi gereken ortalamanın altındaysa, alınacak önlem, içilen anne sütü eksiğini sınai süt ile tamamlamakdır.



Emziren Annenin Beslenmesi






Emziren anne hemen hemen hamilelik yaşantısının aynısını sürdürmelidir. Yorulmamalı, mümkün olduğunca çok uyumalı, sert sporlar yapmamalı ancak her gün yürüyüş yapmalı ve sakin bir hayat sürmelidir.
Beslenme tarzı da aynı olmalı ( taze, besleyici, hazmı kolay çeşitli besinler) fakat biraz daha çok besin alınmalıdır. Hamileyken, günde 2500 kaloriye ihtiyaç varken, şimdi 3000 kaloriye ihtiyac vardır. Bunun nedeni bebek 15 günlük olduğunda annenin ona 500 gr süt sağlaması gerekmektedir.
Bu ilave kalorileri elde etmek için


Kuvvetli bir sabah kahvaltısı (ballı,yumurtalı,tahıllı vs. ) ve ikindi kahvaltısı yapmak,
Normal beslenmeye ilave olarak kalsiyumu, fosforu , proteini bol besinler (süt, süt ürünleri, peynirler, yumurta, balık, et) ve vitaminli, mineralli meyve ve sebzeler yemek gerekmektedir.
Ancak anneye gereken sadece kalori değil aynı zamanda daha fazla sıvı ve daha fazla sudur. Çünkü anne sütünün % 90’ı sudur. Bu da emziren annenin su ihtiyacını gösterir. Annenin günde ortalama üç litre sıvı içmesi gerekmektedir.

Emzirmeye başlamadan önce annenin ulaşabileceği bir yerde bir bardak süt bulundurmasında fayda vardır. Emziren annelerin emzirirken ağzın kuruduğu bilinen bir durumdur.








Emziren Annenin Sakınması Gereken Durumlar





Emziren annenin sakınması gereken bazı hususlar vardır.


Doktorun ön görmediği hiç bir ilaç alınmamalıdır.Bazı ilaçlar sütün salgılanmasını durdurabilir veya anne sütüne bulaşarak bebek için zararlı olabilir.Örneğin sakinleştiriciler, uyku ilaçları, ağrı kesiciler ve hormon ilaçları;
Aşırı derecede kahve ve çay içilmemelidir.
Alkol alınmamalıdır
Sigara içilmemelidir.
Yorgunluk kesin olarak sütün salgılanmasına zararlı etki yapmaktadır. Mümkünse,anne emzirmeden önce ve sonra on-onbeş dakika dinlenmelidir.





Emzirme Göğüsleri Bozar mı?


Kesin olarak bir sonuca varmak güçtür. Bazı doktorlara göre, göğüsleri bozan emzirmeden çok hamileliktir.
Hamilelikte meme bezlerinin büyümesi, daha sonra da küçülmesi göğüslerin bozulmasına neden olabilir. Anne bebeğini emziriyorsa, meme bezleri birden bire küçülmedeğinden, emzirme göğüs güzelliği açısından faydalı bile denebilir. Bu nedenle sütü, yeterli tedbirleri almadan, kesmek göğüsleri bozabilir.

Göğüslerin bozulmasının ana nedenlerinden biri de aşırı yemektir. Birçok anne sütünün iyi ve bol olması için börek, pasta gibi besleyici gıdaları bol yemesi gerektiğini düşünür. Ancak bu tip kontrolsüz beslenme vucüdda aşırı yağ depolanmasına ve aşırı kilo alınmasına neden olur. Bu yağın yarattığı ağırlık göğüsleri düşürür.

İyi bir sutyen ve dengeli beslenme sayesinde hamilelik öncesi göğüslere kavuşmak mümkündür. Bu arada çok önemli bir diğer husus da doğumdan evvel ve sonra yapılan jimnastik ve sporlardır. Özellikle yüzmenin göğüs kaslarını güçlendirici etkisi tartışılmaz.

Sonuç olarak emzirme ile hamilelik sonrası estetiği bozuk göğüs arasında kesin bir bağ kurmak zor gözükmektedir.



Emzirme Belirli Saatlerde mi Yoksa Bebeğin İsteğine göre mi Yapılmalı?



Annenin önceden belirlediği örneğin saat 06.00’da, 09.00’da, 15.00’da, 18.00’de ve 21’de mi bebek beslenmeli, yoksa bebek istediği zaman mı beslenmeli ?
Bazı bebekler daha çabuk hazmettiklerinden daha sık beslenme, bazıları da yavaş hazmettiklerinden daha aralıklı beslenme ihtiyacı hissedebilirler.
Bebek istediğinden fazlasını emmeyeceğinden aşırı beslenme sorunu olmaz. Ayrıca anne sütü çabuk hazmedilir.
Bebeği isteğine göre beslemek demek bebeğin emrine her an hazır olmak demektir. Özellikle ilk haftalarda bebek sıkça ve düzensiz olarak beslenmek ister. Ancak birkaç hafta sonra istekleri daha düzenli aralıklarla olur.
Genellikle bebek üç dört saat ara ile, ender olarak iki saatten az aralarla veya altı saatten fazla aralarla emzirilme ihtiyacı hisseder .
Yeterince serbest zamanı olmayan annenin bir ara çözüm bulabilmesi gereklidir. Bu çözüm hem annenin düzen kurmasını, hem de bebeğin isteklerini karşılayan, esnek saat çizelgesidir. Bunu uygulayabilmek için, anne kendine uyan bir saat çizelgesi benimser ama bu çizelgenin başlangıçtaki asıl amacı ayar noktası oluşturulmasıdır. Temel olarak bu sistemde anne belirlediği saat dilimlerini uygularken, bebeğin isteklerini de göz önünde bulundurarak zaman zaman sapmalar yapabilir, öğün aralarını kısaltıp uzatabilir. Ancak yine bu saat çizelgesine ve dilimlerine bağlı kalır.
Anne sütü 24 saati geçmemek kaydıyla buzdolabında, dondurma kurallarına uyarak muhafaza edilebilir. Bu anneye büyük bir hareket serbestliği verir.

Bebek Gece de Emzirilmeli mi?

Bebeğin isteğine bağlı veya esnek saat çizelgesine uygun beslenme şekli seçilmesi halinde bebeklerin çoğunluğunun istedikleri gece emzirimi de kabul edilmiş sayılır. Gece emzirmesi hem anne hem de baba açısından oldukça yorucudur. Bebek 2-3 aylık olunca, gece öğününden vazgeçer. Ve ağırlığı ortalama 5 kg.'a eriştiğinde aralıksız on saat uyuyabilir.



Emzirme Teknikleri ve Emzirirken Olabilecekler


Bebeği Hıçkırık Tutarsa

Bu gayet normaldir. Hıçkırığın devam etmesi halinde biberonla biraz su verilip emzirmeye devam edilebilir.


Göğüsler Dolu Olduğunda Emzirmeye Başlayış Ağrılı Olabilir

Bebek mümkün olduğa kadar sıkça emzirilmelidir. Bebek emzirilmek istemediğinde göğüslerdeki gerilmeyi azaltmak için süt boşaltılmalı veya sütün akmasını sağlayan sıcak duş alınmalıdır.
Süt fazlalığında anneyi rahatlatmaya yarayacak bir başka yöntem ise 15 dakika boyunca kaynamış sıcak su kompleksleri yapmak olacaktır. Bu işlem günde birkaç kere tekrarlanabilir.
Ancak ağrılı olan emzirme ise süt memeden sağılıp biberona boşaltılarak bebek beslenebilir, bu durumda göğüslere masaj yapmak anneyi rahatlatacaktır.


Aç Gözlü Bebek

Bazı bebekler içerken çok acelecidirler, oburca emerler. Aceleden sütle birlikte hava yutarlar ve bu yüzden tıkanırlar, hapşırırlar, öksürürler sonra da geğirirler ve sütün bir kısmını geri çıkarırlar. Böyle bir durumla karşılaşmamak için, bebek emzirilirken birkaç kere ara verilip geğirtilmelidir.

Tek Göğüs mü Çift Göğüs mü?

İlk iki hafta boyunca, yani sütün salgılanması iyice başlayıncaya kadar, her iki göğüsten de emzirmek gereklidir. Daha sonra, göğüslerden süt akışı normalleşmesinden itibaren, sırayla bir öğünde birinden ikinci öğünde diğerinden emzirebilir. Bu sistemin avantajı her emzirimde bir göğüs dinleneceğinden göğüslerdeki çatlak riskinin azalmasıdır.
Ancak annenin sütü az ise, her seferinde her iki göğüsten de emzirmek tavsiye edilir. Bu durumda her emzirim de ayrı göğüsten başlamak gerekir. Göğüsleri şaşırmamak için sütyene işaretler (kurdela) koyulabileceği gibi göğüs pedlerinin işaret sistemlerinden de faydalanılabilir.

İyi Göğüs

Göğüsün birinde diğerinden daha fazla süt olabilir. Her iki göğüsten de emziriliyorsa bu durumda daima "kötü" olanından başlanmalıdır. Çünkü bebek emmeye başlarken güçlü emdiğinden az süt veren göğüs daha çok uyarılabilir. Böylece süt verimi artırılabilir.

Emzirme Süresi

Emzirme süresi gün içinde emzirilen saate göre değişir. Ortalama emzirme süresi yirmi dakikadır. Bebek ihtiyacının yüzde doksanını ilk beş dakikada içinde emer.
Ancak emmeye devam edebilir. Bunun amacı açlığını gidermenin yanı sıra emme ihtiyacını tatmindir. Şayet bebek emmeye ara verip, hayal kurup, eğleniyorsa, bu bebeğin mutluluk anlarıdır. Bebek mutlu demektir.

D Vitamini, Demir, Fluor, K Vitamini

Anne sütü emen bebeklerin bile bu vitaminlere ihtiyacı vardır. Çocuk doktorları her bir bebeğin ihtiyacına göre gerekli miktarları gösteren reçeteleri yazacaktır. Bu vitaminlerin doktorun reçetesine uygun olarak bebeklere verilmesi ihmal edilmemelidir.







Emzirmeye Başlarken ve Emzirmenin incelikleri







Bebeği emzirme kararı alınmış ise emzirmenin sabır,direnme ve irade gerektirdiği unutulmamalıdır.
Bebeği tam doyurucu sütün, memelerden gelmesi bazen belli bir süre alabilir.
Annenin sütünün ne zaman kaç günde tam olarak geleceği bilinmez, bu süre kadından kadına değişir.
Sütten evvel memeden ‘’colostrum’’ ( ağız sütü) olarak adlandırılan kıvamlı,koyu, sarı renkte ,az yağlı,bol proteinli ve antikorlu bir sıvı gelir.
Bu sıvının yüksek besleyici niteliği ve antikor açısından zengin bir yapısı vardır.
İlk günlerde, bebek çok uyuduğundan karnı fazla acıkmaz. Bu nedenle başlangıçtaki salgılanma bebek için yeterlidir.Bebeğin henüz karnı çok fazla acıkmadığından annenin bünyesi de sadece gerektiği kadarını üretmektedir.
Sonraki günlerde düzenli emzirmeye devam edilmesi sonucunda annenin memelerinden süt gelişi fazlalaşır.
Ancak meme ile besleme ,biberon ile besleme gibi kolayca kontrol edilebilir değildir.
Meme ile beslerken bebeğin içtiği miktar belirsizdir..Emzirmenin bir nevi bilinmezlik yanı vardır
Dolayısıyla annenin bu konuda bilinçli olması ve bebeğin doyup doymadığını çok iyi takip etmesi gereklidir.
EMZİRMENİN İNCELİKLERİ
Öncelikle başlangıçta meme verirken sakin bir yer seçilmelidir.Daha sonra anne ve bebek alıştığında emzirme rahat edilebilecek her yerde yapılabilir.

Meme emme anı bebeğin gevşediği , zevk aldığı ve annesi ile sıkı bir duygusal bağ kurduğu özel bir andır. Anne ile bebek arasında kurulan duygusal bağ ve güven duygusu ile bebek gelişir ve büyür.

Emzirmeye başlamadan önce, eller iyice yıkanmalı; göğüsler de dahil her şey iyice temiz olmalıdır.

Sonra emzirmenin yapılacağı yere rahatca, güzelce yerleşilmelidir. Bu çok önemlidir.

Anne iyi yerleşmemişse aşırı yorulur.Yorgunluğunun nedenini emzirme zanneder ve bir an önce bitmesi için sabırsızlanır.Böylece her emzirim bir külfet ve eziyet haline dönüşebilir.

Oturarak emzirmek için ideal olan alçak , rahat bir iskemleye veya koltuğa oturup sırtın dayanmasıdır.

Bu şekilde bebeğin başı, annenin dirseğinin iç tarafında ve bebeğin yüzü, anne eğilmeden , memenin hemen yanı başına gelmiş olacaktır.

İskemlenin veya koltuğun kol dayamak için yanlarının olması oldukça faydalıdır.

Eğer yanlarda kolların rahatça dayanabileceği kolluklar yoksa veya tam rahat edilemiyorsa, dirseğin dayanması için yan taraflara devrilmeyecek bir şekilde yastık ilave edilebilir.

Ayrıca gerektiğinde ön tarafta ayakların üzerine koyulabileceği alçak ,küçük bir tabure bulundurulabilir.

Emzirme anında bebek yarı-dikey pozisyonda ,baş ayaklara göre daha yüksekte ve annenin kolunun kıvrımındadır.

Bebeğin sadece başı değil, tüm vücudu anneye dönük olmalıdır.Bebek annenin göğsüne yakın olduğunda içgüdüsel olarak memeye yönelir.Ancak başlangıçta meme ucunu ağzına alması için yardıma ihtiyacı olabilir.

Bebeğin tüm meme ucunu ve meme ucunun etrafındaki kahverengi kısmın tamamını ağzına alması sağlanmalıdır.

Emme esnasında bebeğin nefes almakta zorlanmaması için burnunun rahat bir pozisyonda olmasına dikkat edilmelidir.

Bebeğin emmesinin etkili olup olmadığı şakak ve kulağından anlaşılır.Etkili emmede , bebeğin şakağı ve kulağı oynar ve her bir veya iki memeden sonra yuttuğu duyulur.

Emzirmenin başında, bebek açtır ve çok güçlü emer. Sonra doymaya başlar ve yavaşlar. Sonunda doymuş ve tatmin olmuş bulunduğundan dolayı uyuya kalır. Fakat hala hafif hafif emmeye devam ederse, onu durdurmak gereklidir.Aksi halde hava yutabilir.

Bebeğin ağzını açması için yavaşça parmağınızla dudaklarının birleştiği yere dokunun.

Bebek düzgün yerleştirdiyse, emzirmenin anneye acı vermemesi gerekir; belki başlangıçta güğüslerde hafif bir batma hissedebilir ama bu his normalde devam etmez.Eğer devam ederse bebeğin ağzından meme ucu geri çekilir ve tekrar bebeğin ağzına düzgün olarak yerleştirilmelidir.

Bebeğin her emzirmeden sonra geğirmesi sağlanmalıdır.

Kendiliğinden geğiremiyorsa hafifçe sırtına vurularak emerken yuttuğu hava çıkartılır.Bebek emerken yuttuğu hava çıkartılmadan yatırılmamalıdır.

Bebek emzirmeden sonra biraz süt çıkartabilir. Bu fazla emdiği sütün dışarı atılmasıdır ve normaldir.

Bebek omuzda geğirtilicekse ,geğirtilmeden önce omuza bir bez koyma unutulmamalıdır.

Emzirdikten sonra, meme uçları temiz bir mendil veya saç kurutma makinesi ile kurutulmalıdır.

Bebek emzirilmediği zamanlarda da memelerden süt geliyorsa, meme uçlarına göğüs pedi koyulmalı ve bunlar nemlendikçe de değiştirilmelidir.

İlk günler emzirme süresi, her meme için 10 dakikadır.

Daha sonraları emzirmeler 15 ile 25’şer dakika sürecektir.İlk günlerde bebek her emzirimde 10 gram kadar içerken on aylık bebeğin içtiği miktar yaklaşık 100 gramdır. Sürenin uzaması bundandır ve gayet normaldir.

Süt, her anneye göre değişmekle birlikte ortalama üçüncü veya dördüncü günde , hatta bazen daha sonraki günlerde gelir. Göğüsler, yavaş yavaş şişer, dolar, sertleşir ve gerilir .Bazen acıyabilir.Sütün salgılanması emme ile uyarılır.

Meme bezlerinin düzenli çalışması için çocuğun emmesi gereklidir. Bunun için de sütün salgılanması beklenmeden bebek emzirilir. Genel olarak doğumdan hemen sonra bebek emzirmeye başlanır.

Bebek ne kadar iyi emerse, süt o kadar çok olur.




Göğüslerin Bakımı





Çatlakları engellemek için:


Emzirirken iyi yerleşmek ve bebeğin memenin etrafındaki kahverengi halkayı tümüyle ağzına alıp emzirim boyunca ağzında tutması sağlanmalıdır.
Uzun süreli emzirimlerden sakınmalıdır. İlk günlerde 24 saatte ortalama 6 ila 8 defa, kısa sürelerle emzirmek daha doğrudur.
Emzirmelerde temizlik kurallarına dikkat gereklidir. Göğüslere değen her şeyin temiz olması çok önemlidir. Göğüsler için normal gündelik temizlik kafidir.
Sutyen pamuklu kumaştan olmalıdır. Sentetik kumaşlar çatlakların oluşmasına yol açar.
Soğuk almamaya özen gösterilmelidir. Emzirirken yeterli şekilde örtünülmeli ve giyinilmelidir.



Kaç aya kadar bebek emzirilmeli?





Bebek Kaç Aylık oluncaya Kadar Emzirilmeli?
Bu tamamen anneye, bebeğe ve annenin sahip olduğu zamana bağlıdır. Sadece on beş gün bile anne sütü ile emzirilse bunun bebeğe oldukça faydası olacaktır. İki ay, üç ay veya daha fazla süre ile bebek anne sütü ile emzirebilir.

Genellikle, 2 -3 ay devamlı anne sütü ile emzirimden sonra, annenin süt üretimi otomatikleşir dolayısıyla sütlenmeyi iyi halde tutmak gereği ortadan kalkar. Bu andan itibaren, anne öğün sayılarını azaltabilir ve istediği süreyle emzirebilir.
Anne bebeğini uzunca bir süre emzirmek istiyor ancak tüm öğünleri de vermek istemiyorsa, yavaş yavaş farklı besinleri vermeye başlamalıdır.

Bebek beseleyenler için ipuçları

Biberonun deliğinin uygun büyüklükte olduğundan emin olun.
Bebeğinizin ağzında biberon varken uyumamasına dikkat edin, bu aynı zamanda diş çürümesine ve kulak enfeksiyonlarına yol açabilir.
Kullanma tarihi geçmiş mamaları kesinlikle kullanmayın.
Hazırlanmış mamayı buzdolabı dışında bir yerde 1 saatten fazla tutmayın.
Her beslenmeden sonra kalan mamayı atın. Buzdolabında olsa bile şişe içinde bakteri üreyebilir.
Sırt üstü yattığında bebeği beslemeyin.
Çevrenin çok aydınlık ve gürültülü olmamasına özen gösterin.
Bebeğiniz çok acıkmadan onu besleyin.
Mamayı veya sütü mikrodalga fırında ısıtmayın. Mamanın içinde çok sıcak noktalar olabilir.
Her zaman mamayı taze hazırlayın.
İlk yıl içinde şunları vermeyin: çay, inek sütü, kolalı içecekler.
Hiçbir zaman emziği çocuğun boynuna asmak için, boynuna dolanacak ip vs. kullanmayın

Sorular ve cevaplar

Hepatit B nasıl bir hastalıktır? Hangi yollarla bulaşır
Hepatit B, aynı adı taşıyan virüsün karaciğere yerleşip orada çoğalarak karaciğeri tahrip etmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır.
Hepatit B virusünün tek kaynağı insandır. Hepatit B virusü hasta ya da taşıyıcı insanın kanında ve tüm vücut sıvılarında (tükrük, idrar, ter, semen, vaginal salgı vb.) bulunur. Hastalık sağlıklı kişilere vücut sıvılarının temas etmesi ile bulaşır.

Hepatit B aşısı kimlere uygulanır?
Hamile bayanlar dahil olmak üzere doğumdan itibaren hastalık bulaşmamış tüm bireylere uygulanır.

Su çiçeği nasıl bir hastalıktır? Bulaşma yolu nedir?
Su çiçeği döküntü ile karakterize, ciltte kalıcı sorunlar yaratan ve izler bırakan bulaşıcı viral bir hastalıktır. İnsandan insana soluma, öksürme ve hapşırma yoluyla, hastayla doğrudan temas yoluyla bulaşır. Çocukların kreş, okul vb. Gibi toplu bulundukları ortamlarda bulaşma çok hızlıdır.
Su çiçeği döküntülerin ortaya çıkışından 2 gün önce ve 4-5 gün sonrasına kadar hastalık bulaşıcı durumdadır.

Su çiçeği’nden korunma yolu nedir?
Su çiçeği’nden korunmanın tek yolu su çiçeği aşısı olmaktır. 1 yaşından büyük tüm bireylere uygulanan bir aşıdır. 1-13 yaş arası çocuklarda tek doz olarak uygulanması önerilir. 13 yaşından büyük çocuklarda ve erişkinlerde en az 1 ay ara ile 2 doz olarak uygulanmalıdır. Aşılama, çocuk ya da erişkinlerin bu hastalığa karşı korunmasında son derece etkin ve güvenilir bir yoldur.

Aşılar nasıl saklanmalı? Taşınırken nelere dikkat edilmeli?
Aşıları saklama sıcaklığı + 2 , +8 °C arasında buzdolabının raf kısmında saklanmalıdır. Bir yerden başka biryere taşırken buz aküsü ile taşınmalıdır.


Hepatit A nasıl bulaşır? Korunma yolu?
Hepatit A virüsü kötü hijyen koşullarında hazırlanmış yiyeceklerden, iyi yıkanmamış sebze ve meyvelerden geçen karaciğerde hasar yaratan bir hastalıktır.
Korunmanın tek yolu aşılanmaktır. 1 yaş üstü tüm bireylere 6 ay ara ile 2 doz uygulanan aşı ömür boyu koruma sağlar.

Pnömoni (zatürre) nasıl bir hastalıktır? Nasıl bulaşır?
Pnömokok adlı bakterinin neden olduğu, damlacık enfeksiyonu şeklinde öksürme ve hapşırma ile bulaşan, yüksek ateş, öksürük, halsizlik ve solunum yetmezliği ile seyreden ve daha ileri safhasında beyin zarı iltihabına neden olan bir hastalıktır. Pnömoniye neden olan bakteriler (pnömokoklar) zatürre dışında enfeksiyonlara da neden olmaktadır.

Pnömokokların neden olduğu enfeksiyonlardan (örneğin zatürreden) nasıl korunabiliriz?
Pnömokokların neden olduğu enfeksiyonlardan aşı ile korunabiliriz. Pnömokok aşıları, pnömokokların hastalığa en çok neden olan tiplerini içerir ve ölü aşılardır. 2 yaşın üzerinde kullanılan aşı, zatürreye ve menenjite neden olan 23 değişik tipine karşı koruyucu olacak şekilde hazırlanmıştır ve özellikle pnömokokların neden olduğu enfeksiyonlar için risk altında olan çocuklar ve erişkinlere, örneğin dalağı olmayan ve bağışıklık sisteminde zayıflık olanlar için, uygulanması önerilmektedir.

Grip aşısı yaptırmalı mıyız?
Grip hastalığı genellikle sonbahar ve kış aylarında görülen, damlacık enfeksiyonu dediğimiz solunum yolu ile bulaşan, özellikle küçük çocuklar, yaşlılar ve altta yatan hastalığı olan kişilerde zatürreye kadar ilerleyebilen ve hayati risk oluşturabilen bir hastalıktır. Gribin kesin tedavisi yoktur. Bu nedenle, özellikle küçük çocuklarda (6 ay - 5 yaş arası), yaşlılarda (50 yaş üzeri), kalp, akciğer,böbrek hastalarında, şeker hastalarında ve bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir hastalığı olan kişilerde grip ağır seyredip, tehlikeli olabildiği için bu kişilerin her yıl grip aşısı olmaları önemlidir.

5’li karma aşı ile hangi hastalıklara karşı koruma sağlayabiliriz?
Difteri, Tetanoz, Boğmaca, Çocuk Felci ve Hib’ in neden olduğu hastalıklara karşı korur.

Çocuğum et yemeyi sevmiyor, protein ihtiyacını nasıl karşılayabilirim?
Yürümeye yeni başlayan çocuklar genelde, çiğnenecek kırmızı et lokmalarından kaçınır ve bazıları et yemeyi tamamen reddeder. Ancak çocuğunuza, peynir, yumurta, baklagiller ve soya ürünleri gibi diğer kaynaklardan gerekli tüm proteini sağlayabilirsiniz. Benzer şekilde makarnayı, peynir sosu ya da pirinçli iştah açıcı mercimekle sunabilirsiniz.
Çocukları et yemeye zorlamanın hiç bir anlamı yoktur ama aile öğünlerinde verildiğini görmeye devam ederse, bir noktada kendi kendilerine şanslarını denemek isteyeceklerdir.

Bebeğim kabızlık çekiyor. Neler yapmam gerekir?
Kabızlık konusunda;

Mamayı doğru yapıp yapmadığınızı denetleyin.
Öğünler arasında kaynamış ılık su verin.
Bebeğiniz katı gıdalar yiyorsa, daha fazla meyve ve sebze püresi verin.
Sulandırılmış meyve suyu verin. Büyük bebeklerde beyaz ekmeği ve hububat türlerini esmer ekmeğin lehine sınırlayın.
Çalışan bir anne, sütünü termosta ne kadar süreyle bozulmadan muhafaza edebilir?
Anne sütü buzdoabında 24 saat, oda ısısında 6 saat bozulmaz. Ancak çalışan annelerin işyerlerinde sağdığı sütü nasıl koruyacakları önemlidir. Burada termosun ne kadar stabil olduğunu bilmedigimiz icin: Termosu sadece taşıma sırasında saklamak için kullanmanızı öneririm. Çünkü işyerinde sağilan süt ertesi gün kullanmak için buzdolabında saklanmalı, termosta eve taşınmalı yine buzdolabinda saklanıp ertesi gun ılık suda ılıtılıp verilmelidir.
Zaten 6 saat içinde çocuğunuzu emzirecekseniz sütünüzü sağmanıza gerek yoktur.

Kalça çıkığı hakkında bilgi edinmek istiyorum. Doğuştan edinilen bu hastalığa ne zaman müdahale edilmeli ve ilk etapta neler yapılmalıdır?
Kalça çıkığı (Doğumsal Kalça çıkığı) Kalça ekleminin tek veya çift taraflı gelişme kusurudur.İleri dönemdeki bilinen zorlamayla olan çıkıklıardan çok farklıdır. Bu gelişim kusuru, Anne karnında başlar. Çok hafifinden ağırına kadar formları vardır. Kesin ve en iyi tani 3 hafta ile 3 ay arasinda konmalı ve gerekli pozisyon sağlanmalıdır.
Önlemlerden bir tanesi doğumdan sonraki üç ay kalın ara bezi kullanmaktır. İlk uç ayda tanı konursa basit pozisyon tedavileri ile düzelir ve normal gelişim sağlanır. 3-6 ay arasında uzun süreli pozisyon tedavileri yetebilir, nadiren ameliyatta gerekir. 6 aydan sonra ise genellikle ameliyat gerekir.
Tanı koymada fizik muayene, röntgen ve ultrason onemlidir.

Kızım sürekli kabız oluyor. Ne yapmalıyım ?
Bebeğin kabızlık sorunu varsa beslenme sorunu da var demektir. Artık bu aylarda kabızlığın çözümü, posalı gıdalarla beslemektir. Önce vermemeniz gerekenler : MUZ; ELMA; ŞEFTALİ; sade süt veya sade mama, blenderden geçirilmis her türlü yemek, demir ilaçlarini geçici süre( 3 ay gibi) kesin.
Tamamen kaşıkla veya elinizle ezilmiş gıdaları verin. Barsak’larını en yumuşatacak ve ayına uygun gıdalar ise ; posalı sebze yemekleri, armut, kayısı, kiraz, kavun, karpuz, incir, üzüm püreleri ve taze mısır. Bu sorun 3-6 ayda düzenli beslenmeyle düzelir.
Çok zor durumda kalırsanız gliserin fitil ile yaptırın, ancak kabızlığın yoğun ve uzun süreli devam etmesi altta yatan başka bir sorunun göstergesi olabileceği için mutlaka bir hekime danışın.

Dış gebelik ile ilgili bilgi alabilirmiyim, belirtileri nelerdir ?
Gebelik materyalinin uterus (rahim) dışına, büyük olasılıkla tüplerden birine yerleşmesidir. Belirtileri, adet gecikmesi, gebelik testinin pozitif olmasına karşın rahimde gebelik kesesinin görülmemesi, uzamış damlama tarzında kanama, tek taraflı veya yaygın alt karın ağrısı, bayılma hissi şeklinde olabilir. Ancak çabuk tanı ve tedavi gerektirir, aksi halde karın içine kanama veya şoka kadar gidebilir. Düzenli olarak, kanda b-hcG takipleri ile kendiliğinden gerileyip gerilemediği izlenebilir. Eğer gerilemiyorsa Metotrexat adlı bir kanser ilacı ile tedavi edilebilir. Eğer tüpü yırtmış ve iç kanamaya yol açıyorsa laparoskopik veya karın açılarak ameliyata kadar gidebilir. Acil ve önemle takip edilmesi gereken bir konudur.

Eşim 20 haftalık hamile, cinsel ilişki kurabilirmiyiz? Nelere dikkat etmeliyiz ve hamileliğin hangi ayına kadar cinsel ilişkide bulunabiliriz?
Gebeliğin son 1 ayına kadar cinsel ilişki kurulabilir. Normal yatar veya yan pozisyonda gereksiz zorlamalardan kaçınarak yapılmalı. Sonrasında kanama veya devam eden ağrı olursa doktora haber verilerek 5 - 7 günlük ara verilmesi gerekebilir.

Çocuk diş çıkartırken ateşlenme iştahsızlık gibi rahatsızlıklar gösterir mi? Ayrıca benim çocuğum 10 aylık ve hiç diş belirtisi yok, bu normal bir durum mu? Bir bebeği tuvalete ne zaman alıştırmaya başlamalıyız?
Çocukların ilk diş çıkartma zamanı 4 - 14 ay arasıdır. Diş çıkartırken bazen çok hafif ateş, barsak düzensizliği, salya artışı oabilir, bazen de hiç farkedilmez. Tuvcalet alıştırma dönemi 12 - 24 aylar arası idealdir. Zorlayıcı olmak doğru değildir.

Bebeğimiz 41 günlük oldu ancak hala sarılığı üzerinden atamadı. hastaneye götürüp bilrubinlerini baktırdık. sarılığın bu kadar sürmesi normal mi?
41 günlük bebekte uzamış fizyolojik sarılık olabilir, ancak bunun fizyolojik olduğundan emin olmalıyız. Yani bir beslenme hatası, karaciğer veya kan bozukluğu, hormon dengesizliği gibi nedenlerden olmadığından emin olmalıyız.

Hamilelikte tetanoz aşısı yaptırılır mı?
EVET! Hatta Sağlık Bakanlığı, toplum sağlığı hizmeti olarak bunu ebe ve hemşireler aracılığı ile ücretsiz olarak yapmaktadır. Amacı, kötü hijyen koşullarında olabilecek doğumlarda tetanoz riskini ortadan kaldırmaktır. Her açıdan temiz koşullarda çalışılan kurumlarda, gebeler için böyle bir aşıya ihtiyaç duyulmuyor.

"6. hastalığı" hakkında bilgi almak istiyorum.
6.hastalık (roseola infantum; exantem subitum) herpes virüslerin neden olduğu bir hastalıktır. En çok 6 - 24 ay arasi görülür.3 - 4 gün izah edilemeyen yüksek ateşten sonra 2 - 3 gün süren döküntüleri olur. Her şey kendiliğinden geçer, yüksek ateşe bağlı komplikasyonları son derece seyrektir.

Bebeğim 3 ay 1 haftalık kakasını 3 günden beri yapmıyordu. Hazır mamasının içine 1 çay kaşığı zeytinyağı koyduk ve 3 tatlı kaşığı kayısı suyu verdim. Dünden beri bebeğim günde 5 - 6 kez dışarı çıkıyor. Ne yapabilirim ?
Bebekler ilk 4-5 ay değişik kaka yaparlar. Bazen 3-4 günde bir bazen gunde 5-6 kez. Önemli olan bu durumun bebeği rahatsız edip etmemesi. Eger ediyorsa gliserinli fitillerle bu aylarda yaptırılabilir. Yaptigi kaka taş gibi sert değilse üzerinde durmak gerekmez. Eğer çok sert ise beslenmesini doktorunuzla tekrar görüşmeniz gerekir. Bebek hem cıvık, kokulu ve cok kaka yapıyor ve iştahsız, halsiz, ateşli ise doktora goturmeniz gerekir. Mamaların üzerindeki tarifinden farkli hazirlanmasi doğru değildir. Daha fazla su, daha az su, zeytinyağı, pirinç unu, süt, meyve suyu gibi ilaveler doğru değildir.
Anne sütü yetmeyen yada olmayan 3 aylık bebeğe meyve suyu verebilirsiniz. Cok kaka yapanlara şeftali, havuç, az kaka yapanlara kaysı, armut onerilir.(karistirmadan, ayri ayri).

Doğum sonrası babalık

:: DOĞUM SONRASI VE BABALIK ::



HOŞGELDİN BEBEK
Ailenizin en küçük bireyi nihayet aranıza katıldı. Artık siz bir babasınız ve babalığın tadını çıkarmaya başlayabilirsiniz. Ancak bebeğinizle birlikte başlayan bu yolculuğun keyifli olduğu kadar zor yanlarının da bulunabileceğini gözardı etmeyin. Bu yepyeni hayatta bir baba olarak sizi neler bekliyor dersiniz?..

BABALIK VE KARİYER
Yakın bir geçmişe kadar toplumun aile içinde kadın ve erkeğe yüklediği geleneksel roller gereği babalar, iş hayatı ve aile hayatı arasında bocalama durumunu anneler kadar yoğun yaşamıyordu. Çünkü bu toplumsal roller gereği yeni doğan bebeğin bakımı, yeni hayatına sosyal ve fiziksel uyumunun sağlanması, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması gibi sorumlulukları üstlenen ve gerektiğinde işinden fedakarlık yapan büyük ölçüde anne olurken; baba işine öncelik vererek ailesine maddi destek sağlamakla yükümlüydü. Ancak günümüzde çocukların bakım ve yetiştirilmesinde babaların da aktif katılımı gittikçe önem kazanmaktadır. Özellikle ebeveynliğin ilk yıllarında anne babanın çocukla beraber vakit geçirmeye özen göstermesi hem çocuğun hem de ebeveynlerin gelişimleri açısından önemlidir. Çocuğun duygusal ve fiziksel olarak anne-babaya ihtiyaç duyduğu heran onun yanında bulunabilmek ebeveynler için full-time bir iş sayılabilir.

Ayrıca bebekle daha fazla vakit geçirdiği için anneyle bebek arasında ilk başlarda oluşan yakınlığa dahil olamama ve anneye göre bebek bakımı hakkında çok daha bilgisiz ve tecrübesiz olma gibi sebepler bir baba olarak başlarda biraz dışlanmış hissine kapılmanıza yol açabilir. Ama bu durum aslında son derece normaldir ve bebeğinizle bir süre vakit geçirip onu tanımaya, onun bakımı ve gelişimi ile ilgili detayları öğrenmeye başladıkça bu dışlanmışlık ve yabancılık duygusu kendiliğinden yok olacaktır.

İş hayatınızdaki stres bulaşıcıdır. İşyerinde yaşadığınız stresi, sorunları farketmeden eve yansıtıyor olabilirsiniz. Bu durum hem eşinizi hem çocuklarınızı olumsuz etkileyecektir.

İş stresinizi eve mümkün olduğunca az yansıtmak ve işinizle çocuklarınıza aıyrdığınız zaman arasında sağlıklı bir denge kurabilmek için size birkaç küçük ipucu:

• Patronunuzla öncelikleriniz hakkında konuşmayı deneyin. Aileniz ve çocuklarınızla geçirdiğiniz zamanın sizin için ne kadar değerli olduğunu anlatmaya çalışın ve mümkünse iş programınızı aile düzeninize uygun biçimde oluşturmaya çalışın. Patronunuza işinizin sizin için çok önemli olduğunu ancak iş hayatındaki performansınızın da ailenizdeki mutluluğunuzla doğru orantılı olduğunu belirtmeniz de faydalı olabilir.
• Stresli bir iş günü sonunda eve dönüyorsanız, eve girmeden önce (ofiste ya da arabanızdayken olabilir) kendinizi rahatlatmak, kafanızı boşaltmak için kısa bir süreyi kendinize ayırın. Böylelikle eve girdiğiniz andan itibaren sizi bekleyen çocuklarınızla paylaşabilecek enerjiyi toplamış olursunuz.
• Eşinizle sürekli iletişim halinde olun ve işinizde yaşadığınız stresi, iş ve aile arasında dengeyi kurmada yaşadığınız zorlukları ona, yakınmadan, anlayışlı bir tarzda anlatmayı deneyin. Unutmayınki eşiniz ve siz bir takımsınız. Eğer eşiniz iş yaşamınızla ilgili bilgi sahibi olursa size olan desteği ve anlayışı artacak ve size elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışacaktır. (örneğin eve geldiğiniz ilk dakikalarda çocukları biraz oyalayarak buarada sizin kendinizi toparlamanıza ve iş stresinden sıyrılıp ev ortamına adapte olmanıza zaman verebilir.)
• Eşinizden sürekli olarak sizin işte bulunduğunuz sürede çocuklarınızın günü nasıl geçirdiğine dair bilgi alın. Çocuğunuza siz yokken oynadığı bir oyun ya da izlediği bir filmle ilgili sorular sorup yorumlar yapmanız, ayrı olduğunuz zaman dilimlerinde bile onunla ilgilendiğinizi hissetirecektir.
• Gün içerisinde ofisten çocuklarınızı arayıp okuldaki sınavın ya da basketbol maçının nasıl geçtiğini sorun, günlük aktivitelerini yanında olmasanız da takip etmeye çalışın.
• Eğer mümkünse çocuğunuzu birkaç kez iş yerinize götürüp yaptığınız işleri ve bunları neden yapmak zorunda olduğunuzu açıklamaya çalışın. Sizi kendinden ayrı tutan bu ortamı tanıyıp anlaması aranızdaki yakınlığı güçlendirecektir.
• Eşinizle bir anlaşma yapın ve günlük sorunları ya da çocukların disiplini ile ilgili konuları eve girdiğiniz ilk saatlerde tartışmamaya özen gösterin. Eve girer girmeniz çocuklarınızın o günkü yaramazlıklarını ve günlük problemleri dinlemek durumunda kalmanız çocuklarınıza iş dönüşü verebileceğiniz ilk tepkilerin negatif olmasına yol açabilir. Oysa birkaç saat eşiniz ve çocuklarınızla güzel vakit geçirdikten sonra bu tür sorunlarla ilgilenirseniz daha yapıcı çözümler bulabilir, aile içinde daha ılımlı bir hava yaratabilirsiniz.
• Eğer sıklıkla iş seyahatine çıkmak zorunda kalıyorsanız, her defasında evden ayrılmadan önce çocuklarınıza nereye gittiğiniz, orada neler yapacağınız konusunda detaylı bilgi verin. Hatta seyahat zamanlarınızla ilgili onların anlayabileceği şekilde küçük takvimler ve günlük programlarınızı hazırlayıp verirseniz kendilerini sizin hayatınıza daha fazla dahil olmuş hissedeceklerdir.

BABANIN ÇOCUK GELİŞİMİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Araştırmalar göstermektedirki babanın yakın ilgisinin, çocuğun sosyal, fiziksel ve duygusal gelişimi üzerinde olumlu etkileri vardır.

• İlk aylarda baba tarafından yoğun ilgi ve bakım gören bebeklerin çevreleriyle iletişim kurmada daha istekli olduğu belirtilmektedir.
• Babanın çocuğun bakımıyla yakından ilgili olması özellikle erkek çocuklarda, ileriki yaşlarda karşı cinse şiddet uygulama eğilimini düşürmektedir. Tek başına bir anne tarafından yetiştirilen çocuklar büyüme süreçlerinde sadece anneyle beraber oldukları için en ufak mutsuzluklarını ya da sorunlarını bile direk anneye bağlayabilir ve ileriki yaşlarda anneye, dolayısıyla karşı cinse karşı olumsuz tepkiler geliştirebilirler. Babanın çocuğun büyüme sürecindeki aktif rolü ise bu olasılığı düşürmektedir.
• Yapılan araştırmalar babalarının yakın ilgisiyle büyüyen çocukların genelde kendilerini ifade etme ve iletişim kurabilme konusunda daha becerikli olduğunu göstermiştir.
• Babanın, çocuğun bireyselleşmeyi öğrenmesi üzerinde rolü büyüktür. Çünkü anneler çocuk bakımında çok daha korumacı, denetleyici bir yaklaşım sergilerken babalar çocuğun çevreyi ve hayatı keşfetme aşamasında ona daha fazla özgür alan bırakmayı tercih eder. Örneğin çocuk hayatında ilk kez yabancı bir varlıkla (bir köpek, yeni bir oyuncak gibi ) karşılaştığında anne çocuğa mümkün olduğunca yakın durarak onun rahatlamasını, güvende hissetmesini sağlar. Oysa babalar genellikle daha geri planda kalarak çocuğun bu yeniliği tek başına keşfetmesine olanak sağlar. Böylelikle çocuk ebeveynlerden ayrılmak durumunda kaldığında ya da yabancı kişilerin yanındayken de rahat olmayı, ağlamamayı öğrenir.
• Yetişme sürecinde babanın aktif rol oynadığı çocukların içgüdülerini kontrol etmede ve sosyal adaptasyonda daha başarılı oldukları bilinmektedir.

9 Ağustos 2007 Perşembe

Etli Pazı Dolması - Bebeğiniz için

Etli Pazı Dolması


3 su bardağı su
1 çay bardağı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
1 tatlı kaşığı acı pul biber
1 baş soğan
3 dal taze yeşil soğan
10 dal maydanoz
1 demet pazı yaprağı (sapını çorba için kullanabilirsiniz)
300 gr orta yağlı kıyma
1 olgun domates
1 çorba kaşığı domates salçası
1 çay bardağı pirinç
1 çorba kaşığı iri bulgur





Nasıl Hazırlanır?

Soğanı, taze soğanı, maydanozu
ve domatesi ince ince doğrayıp,
kıymanın üzerine ekleyiniz.
Princi, bulguru, baharatı ve tuzu
ilave ettikten sonra, salçayı da
ekleyip, birkaç dakika boyunca
yoğurunuz. Pazı yapraklarını
kaynar suya daldırıp çıkarttıktan
sonra, ceviz büyüklüğünde iç alıp
sarınız. Tencereye dizdiğiniz dol_
maların üzerine, bir çay bardağı
yağı ve üç su bardağı suyu ilave
ediniz. Kalın porselen tabağı da_
ğılmasınlar diye dolmaların üstüne
kapatmanızı tavsiye ederiz. Bir taşım kaynatınız ve sonra kısık ateşte bir saat boyunca pişiriniz. Afiyet olsun:)

4 Ağustos 2007 Cumartesi

BEBEĞİNİZ NİÇİN AĞLAR

Geçmiş araştırmalar, ağlayan bebeklerin anında ve olumlu ilgi ile yaklaşılırsa, kendi haline bırakılanlara oranla, büyüdüklerinde ağlamaya daha az eğilimli olduklarını göstermiştir . Bebeğiniz ağladığında göstereceğiniz yakınlık ile, onunla güven ve ilgiye dayalı, sevgi dolu bir bağın temellerini atarsınız. Hem siz hem de bebeğiniz bu zorlu ağlama dönemini atlatmaya çalışırken arada kurulan derin bağdan yarar göreceksiniz.
AĞLAYAN BEBEKLE NASIL İLGİLENMELİ ?

Bebeğinizin ilk aylarda ağlamak için pek çok nedeni vardır. Bebeğiniz ağladığında onu rahatlatacak güvenli yollardan birini deneyin.
0-6 AY ARASI BEBEKLER

AÇLIK: Karnı acıktığında ağlayacaktır .Siz bir süre sonra bu ağlamayı tanıyacak ve ne zaman olacağını tahmin eder duruma geleceksiniz. Bebeğinizin beslenmesini belirli saatlerle kısıtlamak zorunda değilsiniz. ''Açlık ağlamasını'' duyduğunuzda onu besleyebilirsiniz.
SUSUZLUK: Mama ile beslenen bebeklerde öğünler arasında sterilize edilmiş su verilebilir .Bebeğiniz, anne sütü ile besleniyorsa susadığını düşündüğünüz durumlarda, su vermek yerine onu emzirin.
KUCAKLANMAK İSTEĞİ: Bebeklerin sizin fiziksel temasınıza gereksinimi vardır .Onu kucağınıza alın ve göğsünüze dayayarak, kalp atışlarınızı duymasını sağlayacak şekilde taşıyın. Ağladığında, hızlı bir şekilde aşağı yukarı sallanmaktan hoşlanmayabilir .Yavaş, yumuşak ve rahatlatıcı hareketlerle onu sallayabilirsiniz. Müzik dinletmek veya sizin söyleyeceğiniz bir şarkı da bebeğinizi rahatlatabilir.
ÜSTÜNÜN DEĞİŞTİRİLMESİ: Bebeğiniz, giysilerinin çıkarılmasından hoşlanmayabilir. Bunun nedeni üşümesi değil, sadece içinde rahat ettiği uyku tulumu veya yeleğin çıkarılmasındandır .Onu mümkün olduğunca çabuk soyun ve onunla konuşmayı deneyin. Üstünü değiştirirken eğer üzerine bir havlu veya hafif bir örtü koyarsanız ağlamasının azaldığını göreceksiniz, çünkü kumaşa tutunacak ve onu cildi üzerinde hissedecektir. Bu dönem birkaç hafta içinde geçer.
ÇOK SICAK VEYA ÇOK SOĞUK: Bebeği uykuya yatırdığınızda oda sıcaklığı sabit olmalıdır. İdeal oda sıcaklığı 22 derece dir. Bebeklerin uyurken bez, yelek ve tulumdan başka bir şeye gereksinimleri yoktur .Onu çok fazla örtmeyin. Bebeğinizin vücut ısısını karnına dokunarak anlayabilirsiniz: Çok sıcak ise gereğinden fazla giydirmiş veya örtmüş olabilirsiniz.
KORKU: Bebeğiniz yüksek seslerden, parlak ışıklardan, ani ve hızlı hareketlerden irkilip rahatsız olabilir. Bunun sonucu ağlarsa, onu göğsünüze dayayarak sakinleştirmeye çalışın. Mümkünse, sıkıntısının kaynağını ortadan kaldırın.
KOLİK: Akşam yemeği saati ve bebeğiniz aniden ağlamaya başladı. Tanıdığınız bir ağlama değil, amansız bir çığlık ve hiçbir şekilde onu susturamıyorsunuz. Ağlaması o kadar güçlü ve ısrarlı ki yüzü kızarıyor, vücudu bir top şeklini a1ıyor. Bu ağlama nöbetleri günün düzenli parça1arı haline geliyorsa, muhtemelen bebeğinizin kolik şikayeti vardır . Bebeğin 20 günlük ile 3 aylık görülen kolik sancılarına neyin sebep olduğu ve kesin tedavisi bilinmemektedir. Üç ayın sonunda kendiliğinden geçecek bu sancı süresince sakin ve sabırlı olmaya çalışın.
Tedavi:

Koliğin hiçbir bilinen tedavisi yoktur.Ancak bazı önlemler yararlı olabilmektedir:

Öncelikle bebeğinizi bir hekime götürün ve ağlama ve karın ağrısına neden olabilecek diğer hastalıklarla ayırıcı tanısının yapılmasını sağlayın.
Bebeğinizin rahat ve tok olmasını sağlayın.
Bebeğinizi dik olarak kucağınıza alın ve sırtına minik darbeler vurarak sakinleştirmeye çalışın.
Biberonla beslenme 20 dakikadan az sürüyorsa daha az delikli bir biberon başıyla beslemeyi deneyin.Böylece emme arzusunu giderin.
Sessiz ve daha az aydınlık bir oda dış uyaranları azaltarak yardımcı olabilir.
Bebeği korkutabilecek ani hareketlerden sakının.
On dakikadan fazla süredir bebeğiniz ağlıyorsa yüzüstü yatırmayı deneyin.
Çok aktif bebeklerde bebeğin bir battaniye ile sarmalanması işe yarayabilir.
Bazı bebekler araba yolculuğu ile bazıları da saç kurutma makinesi veya elektrik süpürgesi sesi ile sakinleşebilmektedirler.
Ana baba olarak çocuğunuzun sağlıklı bir bebek olduğunu, infantil kolik in çocuğunuzun büyüme ve gelişmesi üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmayacağını ve bir müddet sonra kendiliğinden geçeceğini unutmayın ve moralinizi bozmayın.
Bebeğinizi formül mamaları ile besliyorsanız mamayı değiştirin. İnek sütü proteini olan mamalar yerine soya formüllü mamalar bazen yararlı olabilmektedir.
Bebeğinizi emziriyorsanız yediğiniz gıdalara dikkat edin (Lahana,karnabahar,brokoli,inek sütü,çukulata ve soğandan uzak durmayı deneyin)
Koliklerde kullanılan hiçbir ilacın faydası kanıtlanamamıştır. Bazı yan etkilere neden olabilirler.
6 AYDAN BÜYÜK BEBEKLER

Bebek büyüdükçe; hayal kırıklığı çocuğun sıkıntısının en büyük nedeni haline gelir . Emeklemeyi ve sonra da yürümeyi öğrendi mi dünyayı araştırma olanağı olacak, aynı zamanda başını belaya sokacaktır .Onun kapıları açıp kapamasını mutfak dolabından eşyaları almasını engellemeye çalıştığınızda hayal kırıklığına bağlı göz yaşlarının akmaya başladığını göreceksiniz. Fakat kısa bir süre sonra ona oynayacak başka bir şey verdiğinizde bunu unutacaktır

Bebeğiniz 2-3 yaşına girdiğinde, ağlama nedenleri daha karmaşıklaşacak ve tercihlerini, duygularını içerecektir. Bebeğiniz daha önce bahsedilen nedenlerle ağlayabileceği gibi, ağlamayı dikkat çekmek için kullanabilecek, hatta bunu bir krize bile dönüştürebilecektir.

Kızgınlığını, korkularını ifade etmek için ağlayacaktır .Kendini güvende hissetmediği, sizden ayrı kaldığı hatta kısa bir süre için yan odaya geçtiğinizde dahi ağlayacaktır . Yeni bir şeyler öğrendikçe, yeni insanlar tanıdığında, hoşuna gitmeyen şeyler olacak ve hemen gözyaşları akmaya başlayacaktır . Zaman içinde, bebeğinizin ağlama nedenlerini belirleyip onu rahatlatacak yöntemleri bulacaksınız. Ancak bebeğinizi çok kısa süre dahi yalnız bırakamıyorsanız ve ciddi bir korku problemi oluştuğunu düşünüyorsanız doktorunuza danışın.

ANNE BABALAR İÇİN PRATİK ÖNERİLER

Özellikle çok küçük bebekleri yatıştırmak için birkaç basit öneri:

Emzik ve biberon işe yarar, ancak bebeğinizin onu saatlerce emmesine izin vermeyin. Emzik ve biberonun tatlıya batırılması ve tatlı içeceklerle kullanılması diş çürüklerine neden olabilir .
Şarkı söyleyin ve onunla dans etmeyi deneyin. .Radyo veya teypten gelen dinlendirici bir müzik işe yarayabilir .Tabi o çıngırak gibi gürültü çıkarabileceği bir oyuncağı da tercih edebilir. Seyredebileceği renkli ve hareketli bir şeyler hoşuna gidecektir .
Kanguruda sizinle temas edebilecek şekilde tutun. Onunla yürüyüş yapın veya dans edin. Onu kollarınızda veya ayaklarınızda hafifçe sallayarak uyutmayı deneyin.
Onu arabanızla veya kendi bebek arabasıyla dışarı gezmeye çıkarın. Özel1ikle geceleri çok etkili bir yöntemdir .Bebeğinizin sık ağlaması sizin için büyük bir endişe kaynağı olabilir . Tüm gün boyunca ve her fırsatta ağlayan bir çocukla uğraşmaktan sinirleriniz yıpranabilir.

NE ZAMAN ENDİŞELENMELİYİZ ?

Bebeğinizin sık ağlaması sizin için büyük bir endişe kaynağı olabilir . Tüm gün boyunca ve her fırsatta ağlayan bir çocukla uğraşmaktan sinirleriniz yıpranabilir . Bebeğinin ağlamasından, her anne baba farklı şekillerde etkilenirler .Bazı anne babalar endişelenip, çocuklarının ağlamasından kendilerini sorumlu tutarlar.
Diğerleri bu gürültüden ve bölünen gecelerden rahatsız olurlar. Kendilerini kaybetme noktasına gelenler, eğer susmazsa çocuğu fiziksel olarak cezalandırmakla tehdit ederler. Böyle bir davranış, bebek tarafından kolayca algılanır ve çok daha fazla ağlamasına neden olur.

Eğer çocuğunuzun ağlaması sizi çok kötü etkiliyor ve onu hırpalayabileceğinizi hissediyorsanız, bunu bir yakınınızla veya doktorunuzla tartışın. Yeni anne baba olmak zordur, bu nedenle sıkıntınızı tartışmak sizi rahatlatacaktır. Kendinize de bir miktar zaman ayırmayı unutmayın ve arada sırada bebeğiniz yanınızda olmadan da dışarı çıkmayı deneyin.

Acıbadem Hastanesi

HASTA ANNE EMZİREBİLİR Mİ?

Hasta iken emzirmenin hiçbir sakıncası yoktur, anne rahatsızlığının belirtilerini fark etmeden onlar zaten bebeğe geçerler. Anne vücudunun hastalığa karşı oluşturduğu antikorlar sütüyle birlikte bebeğe geçer ve bebeğin hastalığa karşı savunmasını sağlarlar.Basit sağlık problemleriniz dışında doktorunuza danışarak beslenmeyi sürdürünüz. Ancak bazı hastalıkların gerektirdiği tedaviler (radioaktiv, narkotik ilaçlar) emzirme ile uygun düşmezler. Bu hallerde emzirme kesilmelidir. Alınan bütün ilaç kana geçtiği gibi süte de geçebilir ve bebeğiniz için aşırı dozlara ulaşabilir. En basit ilaç bile beklenmeyen bir etki yapabilir.

Doktorunuza danışmadan kesinlikle ilaç kullanmayın

ÇOCUKLARDA İŞTAHSIZLIK

Hazırlayan: Psikolog Yüksel Demirer

İştah, bir yemeğin zevkle, neşeyle ve arzu edilerek yenmesidir. Lokmayı uzun süre ağzında çeviren, çiğnemek için zaman kazanmaya çalışan, tabağındaki yemeği bir türlü bitiremeyen bir çocuk karşısında önce aklımıza fiziksel bir rahatsızlığın var olup olmadığı gelmelidir. Örneğin; yüksek ateş, kulak ağrısı, boğaz ağrısı, nefes almayı güçleştiren nezle-grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonları gibi bir rahatsızlık çocuğun sofrada nazlanmasına neden olur. Böyle durumlarda doktor kontrolünden geçirilen çocuğa, önerilen biçimde yiyecek verirken çocuğun isteklerini de dikkate almak en uygun yoldur. Hastalık sırasında çocuğu yemek yemeye zorlamanın hiçbir yararı yoktur. İştahla ilgili olarak ebeveynlerin bilmeleri gereken en önemli şey çocukların bireysel farklılıklar gösterdikleridir. Bu nedenle de başka çocuklara bakarak, onların yemek yeme davranışı ile kendi çocuğunuzun yemek yemesini kıyaslamak, çocuğunuzun daha az yediğini düşünmenize neden olabilir.

Neler Yapılabilir?

Bazı çocukların iştahlı bazı çocukların iştahsız olmaları pek çok nedene bağlı olabilir. Çocuğu iştahlı ya da iştahsız yapan faktörlerin başında onların iç dünyalarında yaşadıkları büyük önem taşır. Çocuğun bilinçaltına yerleşmiş bir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlık gibi bir duygu onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız bir çocuk için öncelikle organik bir rahatsızlığının olup olmadığı araştırılırken diğer yandan ruhsal çatışmalarının olup olmadığı, duygusal bir sorunun bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır. Bu arada çocukların iyi gıda alamadıkları için problemli olabileceklerinin yanısıra problemli oldukları için de iştahsız olabilecekleri düşünülmelidir.

İştahsız çocuk karşısında neler yapılabilir?

Herşeyden önce çocuğa sofrada yemek yemesi için zor kullanılmamalıdır. Her çocuğun kendine özgü yemek yeme kapasitesi olduğundan çocuk daha fazlasını yiyemez. Çocuğun yemesi konusunda ısrarcı olunduğunda çocuk kendisine fazla gelen gıdayı çıkartılabilir.

Her çocuğun büyüme oranıyla ilgili olarak yemek yeme miktarı vardır. Örneğin, yıllar ilerledikçe başlangıçta alınan yiyecek miktarı azalabilir. Erinlik ve ergenlik döneminde ise iştah yeniden artabilir.

Yemek zamanından önce çocuğa verilen şekerlemeler, çikolatalar, cips vb abur cubur gıdalar da iştahı engelleyebilir. Ancak, çocuk acıktığında yemek zamanını beklemeden ona yemeğini vermek gerekir. Acıkan çocuğa ısrarla yemek zamanını bekletmek onun iştahının kaçmasına neden olabilir. Henüz yemeği hazır olmamış çocuğa, alması gereken gıdalardan bir miktar verilerek iştahının kaçmamasına yardımcı olunabilir.

Sofrada çocuğu olabildiğince kendi haline bırakmak ve kendisinin yemek yemesine olanak tanımak, evi kirletmemesi ve çeşitli kurallara uyması yönünde onu zorlamamak çocuğun yemek davranışına karşı daha olumlu tutum geliştirmesini kolaylaştırabilir. Bazen iştahsızlığın altında, çocuğun yemek yeme karşısında yaşadığı zorlamalar ve baskılar geliyor olabilir ve bu müdahaleler nedeniyle çocuk yeme isteğinden uzaklaşmış olabilir.

Çocuğun sofrada oyalanması ve yemeğini ağır yemesi karşısında tepki göstermemek en iyisidir. Bu arada çocukla konuşmak, hikayeler anlatmak, şakalar yapmak da onun yemek yemesini zevkli hale getirebilir.

Küçük çocukların istediği gıdaları ve onların gereksinimleri olan gıdaları bilerek tertiplenen yemek listeleri onları sağlıklı tutacaktır. Çocuğa değişik alternatifler sunmanın yanında alınması gereken gıdaları süsleyerek göze daha hoş hale getirmek, çeşitlendirmek onların istemedikleri gıdalara karşı da olumlu davranmalarına yardımcı olabilir. Amaç çocuğun çok yemek yemesi değil arzu edilen ve onun için gerekli olan gıdaların alınmasıdır.

Aile bireylerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin de çocuğun iştahı üzerinde önemli etkisi vardır. Evde yaşanan gergin bir hava, tartışma ortamı çocukların iştahlarının kesilmesi için yeterli bir neden oluşturabilir. Yine bu bağlamda çocukların, çok sevdiği büyüklerinin üzüntülerinden de etkilendikleri ve iştahlarının kesildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle yaşanan sıkıntı ve üzüntüleri çocuğa hissettirmemeye çalışmak önemlidir.

Bazen çocukluk kıskançlıkları da iştahı olumsuz olarak etkileyebilir. İştahsızlık sorununda bu durumun var olup olmadığı da dikkate alınmalıdır. Bazı çocuklar sürekli olarak dikkati üzerlerine çekmek istediklerinden iştahsızlık onlar için bir kazanç halini alabilir. Diğer yandan küçük bir kardeşin varlığı ve annenin onun beslenmesi ile ilgilenmesi de çocuğun yemek yemeye karşı tavır almasına ve yemeğinin anne tarafından verilmesini istemesine yol açabilir.

Anneleri ya da babaları tarafından dövülen ve sık azarlanıp eleştirilen çocuklarda da iştahsızlık görülebilir. Çocuk yemek yemeyerek büyüklerini cezalandırmak itiyor olabilir. Yemek yemediğinde anne ya da babasını üzüldüğünü gören çocuk bundan zevk alabilir ve kızdığında ebeveynlerini üzmek için bu yola başvurabilir.
· Yemek sırasında olumsuz, üzücü ve rahatsız edici olaylardan söz etmek, onların yaramazlıklarını ve hoşlanmadığınız yanlarını dile getirmek, eleştirmek, ayıplamak ya da suçlamak çocukların lokmalarını boğazlarına dizebilir. Yemek sırasında rahatsız edici durum ve konuşmalardan kaçınmak gerekmektedir.

Çocuğun tabağına yiyebileceği kadar yemek koymak, bazen de azar azar yemek koyarak tabaktaki yemeğin her bitişinde çocuğu takdir etmek onun yemek yeme davranışının pekişmesine yardımcı olabilir.

Çocukların iştahlı olmalarını sağlamada bir yol da onların açık havada zaman geçirmelerini sağlamaktır. Temiz hava ve dışarıda yapılan gezinti ya da oyun çocukların iştahını artırılmasına yardımcı olabilir.

Çocuğun süt içiyor olması ve süt ile doymuş olması nedeniyle yemek yemeye fazla istekli olmadığı durumlar iştahsızlıkla karıştırılmamalıdır. Bu durumda verilen süt miktarını biraz azaltmak sorunun çözümüne yardımcı olabilir.

Yemeklerin lezzetli ve iyi pişirilmiş olmalarına özen göstermenin yanında soğuk ve aşrı sıcak olmamalarına da dikkat etmek gerekir.

Yemek sırasında yemek yeme usul ve kurallarına ilişkin uzun konuşmalar yapmamak,ikazları müşfik ve sempatik bir biçimde yapmak çocuğun yemek yemeye karşı daha olumlu davranmasını sağlayabilir.

27 Temmuz 2007 Cuma

EVDE MEYDANA GELEBİLECEK ZEHİRLENMELER

Zehirlenme vücuda zehirli bir maddenin yiyecekler, solunum veya temas yolu ile alınması sonucu vücudun zarar görmesidir. Zehirlenmelerin %90’ı ev içinde meydana gelmektedir ve bunun yarısı da altı yaş altı çocuklarda görülmektedir.

ABD’de yapılan istatistiklere göre her yıl 1 milyon çocuktan 5’i kaza sonucu meydana gelen ev zehirlenmelerine maruz kalmaktadır. Yeni emeklemeye ve yürümeye başlayan çocuklar, ellerine geçirdikleri tüm objeleri ağızlarına götürme eğiliminde olacaklarından dolayı daha büyük risk altındadırlar.

6 yaşın altındaki çocuklar için evde tehlike riski taşıyan ve zehirlenmelere yol açabilecek maddeler şunlardır;
• Temizlik maddeleri
• İlaçlar, vitamin hapları
• Kozmetik ürünler
• Bazı ev bitkileri
• Böcek ilaçları

Çocuğunuzu evde meydana gelebilecek zehirlenmelerden korumak için alabileceğiniz önlemler şunlardır;

• Evinizde kullanmak üzere satın aldığınız tüm ev ürünlerinin etiketlerini dikkatlice okuyun ve mümkün olduğunca toksik madde içermeyen ya da en az oranda içeren ürünleri tercih edin.
• Yukarıda adı geçen tüm ürünleri, evde çocuğunuzun erişemeyeceği yerlerde ve kilitli dolaplarda muhafaza edin
• İlaçları, temizlik maddelerini mutlaka orjinal kutularında muhafaza edin. Toksik madde içeren ürünleri, bir zamanlar yiyecek-içecek saklamak için kullanmış olduğunuz kaplara ve kutulara koymayın; çocuğunuz bunları da yenilecek ya da içilecek birşey zannedebilir.
• Çamaşır suyu gibi kimyasal ürünleri kullanırken camları açın ve bulunduğunuz ortamı havalandırın.
• Böcek ilaçlarını kullanırken cildinize temas etmemesine özen gösterin, eldiven takın. Daha güçlü etki almak için iki temizlik maddesini karıştırmayın. Kimyasal maddelerin etkileşimi sonucu zehirli bir gaz oluşturabilirler.
• Bazı bulaşık deterjanları (elde yıkama için kullanılanlar) amonyak içerir, bir kısmı da zayıf asid içerir. Bunları çamaşır suyu ile karıştırmak tehlikeli olabilmektedir. Eğer herhangi bir temizlik maddesini kullanırken ortama bir duman veya koku yayılırsa hemen oradan uzaklaşın ve ortamı havalandırın.
• Temizlik yaparken çocuğunuzun yanınızda bulunmamasına özen gösterin. Temizlik sırasında çocuğunuz mecburi olarak sizinle beraber olmak zorunda ise onu sürekli takip edin ve bir an için bile (örneğin telefon çalması, kapı çalması gibi) bu malzemelerle yalnız bırakmayın!
• Çocuğunuza alması gereken bir ilacı ya da şurubu içirmeye çalışıyor olsanız dahi, bunları çok lezzetli, yenilebilecek güzel şeyler olarak göstermeyin. Kendi ilaçlarınızı içerken de bunu çocuğunuzun görmeyeceği şekilde yapın; unutmayın ki çocuklar yetişkinleri taklit etmeye çok meyillidir.
• Çocuğunuz anlayabilecek yaşta ise ilaçların ve evde kullanılan temizlik maddelerini yeme veya içmenin tehlikelerini anlatın.

Çocuğunuzun zehir içerme riski olan bir madde yutması durumunda;

Öncelikle çocuğunuzun yuttuğu maddenin bir bölümü hala elinde ya da yakınındaysa, bu maddeyi ondan uzaklaştırın. Ağzında hala yuttuğu maddenin kalıntıları varsa tükürmesini sağlayın. Yuttuğu maddenin kutusunu ya da maddeden bir parçayı örnek olarak saklayın; içerdiği zehirin teşhis edilmesi için gerekli olabilir. Çocuğunuzu vakit geçirmeden bir sağlık merkezine götürün; özellikle aşağıdaki semptomların görülmesi durumunda acil olarak bir hastane ya da sağlık ocağına başvurmanız çok önemlidir;
- Nefes almada zorluk
- Boğazda şiddetli ağrı veya yanma
- Dudak ve ağızda yanma
- Bilinç kaybı
- Yoğun uyku hali

Çocuğunuzu kusturmaya çalışmayın. Yuttuğu madde güçlü asit içeriyorsa kusma, maddenin geri çıkarken çocuğun boğazında ve ağzında daha fazla hasara yol açmasına sebep olabilir.

Çocuğunuzun cildinin zehirli bir maddeyle temas etmesi durumunda;

Maddenin bulaştığı giysileri çocuğunuzun üzerinden çıkarın ve çocuğunuzun cildinin zehirli maddeyle temas etmiş olan bölümünü ılık suyla ve sabunla iyice temizleyin. Bir sağlık merkezine başvurmanızda fayda vardır.

Toksik madde içeren bir sıvının çocuğunuzun gözüne sıçraması durumunda;

Hemen çocuğunuzun gözünü ılık suyla yıkayın. Çocuğunuzun gözünü açıp kapaması, yıkama sırasında suyun gözün her yerine ulaşmasına yardımcı olacağı için çocuğunuzun gözünü açık tutmak için uğraşmayın. Suyu çocuğunuzun direkt olarak gözüne tutmayın (duş başlığı vs ile) etkilenen gözünün hemen üzerine alın bölgesine veya burun kemiğinin hemen göz kenarına tutarak çocuğunuzun daha fazla huzursuz olmasını önleyebilirsiniz. Gözü yıkama işlemini dakika tutarak en az 15 dakika süre ile uygulamanız gerekir. Eğer çocuğunuz korktuysa ya da canı acıyorsa bu işlem zorlaşabilir; başka bir yetişkinin de yardımını alabilirsiniz. Nazik bir şekilde çocuğunuzun gözünün içini ılık suyla yıkadıktan sonra bir uzmana başvurun. Kesinlikle çocuğunuzun gözüne göz damlası damlatmayın!

Çocuğunuzun zehirli ( toksik) madde içeren gaza ya da dumana maruz kalması durumunda;

Çocuğunuzu mümkün olduğunca çabuk bir şekilde temiz havaya çıkartın ve vakit geçirmeden bir sağlık merkezine götürün.

EVDE KULLANILAN TEMİZLİK MADDELERİ İLE (ASİD VE ALKALİ) ZEHİRLENME

Süpermarket rafları canlı renklerle süslenmiş, harika kokulu, süper güçlü temizleme malzemeleri ile doludur. Herhangi bir evde bunların hemen her çeşidinden vardır. Mutfak dezenfeksiyonu, banyo dezenfeksiyonu ve parlatma, yer silme maddeleri, fırın temizleme, cam silme, kısacası evin her noktası için bir ürün var. Hepsinin üzerinde içerdiği maddelerin zehirli olduğu, içilmemeleri gerektiği vs yazar ancak çocuğunuz bunları okuyamaz ve bir süt şişesinden deterjan şişesini ayırt edemeyebilir.
Temizlik maddeleri sıklıkla güçlü asid veya alkali maddeler (en çok zarar verenler sodyum hidroksid ve sülfürik asid) içerirler. Bu maddeler fırın ve tuvalet temizleme deterjanları, bulaşık makinesi deterjanları, lavabo açıcılar içinde katı veya sıvı halde bulunurlar. Çocuklar bu maddelerin katı halde olanları ağızlarına yapışıp yakıcı tadını hemen alacağı için fazla miktarda tüketemez. Bu yüzden sıvı şeklinde olanlar daha çok tehlike yaratmaktadır. Bu maddelerin yutulması ağız, yemek borusu ve mideyi yakacak ve direkt olarak zarar verecektir. Alkali maddelerin vereceği hasar asid olanlardan çok daha ağır olmaktadır.
Çamaşır sularının bir iki yudum yutulması genellikle kusmaya neden olur ve genellikle çok ciddi hasar vermemesine rağmen daha fazla miktarda tehlikeli olmaktadır.

Çocuğunuzun bu maddeleri aldığını nasıl anlarsınız?
Ağrı ani başlar ve şiddetlidir. Ağız bölgesinde yanıklara bağlı şişlik ve yutma güçlüğü olur, ses telleri zedelenir. Çok miktarda yutuldu ise ağız ve yemek borusu boyunca nefes yolu kapanacak kadar şişme olabilir ve nefes almayı güçleştirebilir. Bu tarz bir yaralanmanın sonuçları çok ağırdır ve ölüme kadar gidebilir. Sonuçta çok büyük bir ihtimalle en azından kalıcı bir hasar bırakacaktır belki bir daha konuşamayacak veya katı yiyecek yiyemeyecektir. Bu yüzden ciddi tehlike yaratan bu maddeleri kesinlikle çocuklarınızın görmeyeceği ve ulaşamayacakları şekilde saklamanız korunmak için alabileceğiniz tek ve en önemli önlemdir.
Çocuğunuzun bu maddelerden içmesi durumunda asla kusturmadan hemen bir acil servise başvurmanız gerekmektedir.

İLAÇ ZEHİRLENMELERİ
Çok miktarda alınan tüm ilaçlar zehirlenmeye neden olur. Çocuklarda kazara zehirlenmelerin başında aspirin ve asetaminofen gibi sık kullanılan ağrı kesici ve ateş düşürücüler gelir. Demir tabletleri, vitaminler, grip ilaçları, uyku ilaçları, antiallerjik ilaçlar da zehirlenmelere neden olur. Bazı ilaçlarda zehirlenmenin olması için çok miktarda yutmaya gerek yoktur, birkaç tane bile komaya kadar gidebilecek zehirlenmeye neden olur (örneğin uyku ilaçları).

Nasıl anlaşılır?
Asetaminofen (ağrı kesici, ateş düşürücü) zehirlenmesi başlangıçta uzun süre hemen hiç belirti vermez. Yaklaşık 1 gün sonra bulantı kusma başlar ve gittikçe ciddileşir. Çocuğunuzun asetaminofen aldığından şüpheleniyorsanız herhangi bir belirti vermemesine aldanmadan hemen bir acil servise başvurmalısınız.

Aspirin (salisilat) zehirlenmesinde de ilk belirtiler küçük çocuklarda çok idrara çıkmaya bağlı sıvı kaybı ve hızlı ve derin nefes alıp verme dışında çok azdır. Daha büyük çocuklarda hızlı ve derin nefes alıp verme, kusma, uyuklama görülebilir. Çocuğunuzun aspirin aldığından şüpheleniyorsanız hemen acil servise başvurun.

Sizin veya sizle birlikte yaşayan büyüklerinizin kullandığı ilaçları güvenli ve çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklayın. Buzdolabında, masa üstlerinde, cüzdanınızda saklamayın.
Çocuğunuzun herhangi bir ilacı aldığından şüpheleniyorsanız hemen acil servise başvurun.

ZEHİRLİ BİTKİLER
Bitkilerin büyük bir kısmı yendiğinde zehirlenmeye neden olur. Bitkinin tipine göre zehirlenme basit kısmi bir rahatsızlıktan, yaygın ciddi bir reaksiyona kadar değişebilir. Bazı bitkilerin tamamı, bazılarının kökleri ve bazılarının çiçekleri veya yaprakları zehirli olabilir. Araştırmalar 5 yaş altındaki çocuklarda bitki zehirlenmesinin de oldukça fazla görüldüğünü göstermiştir.
• Evinizde son derece dekoratif ancak zehirli ve üzerinde meyve, çilek benzeri çiçekleri olan bitkilerden bulundurmayın.
• Genel kural olarak toksik bir bitki yendiğinde doktora veya acil servise ulaşmakta gecikecekseniz kusturma yöntemi ile mide boşaltılmalıdır.

BEBEĞİNİZİN GÜVENLİĞİ İÇİN ALMANIZ GEREKEN ÖNLEMLER

EVDE:
0-5 yaş arası çocuklarda görülen ölüm ve yaralanmaların başlıca nedenlerinden birinin ev kazaları olduğunu biliyor muydunuz? Evinizin içinde ve çevresinde alacağınız önlemlerle bu tür riskleri minimum seviyeye indirmeniz mümkündür: - Ev içindeki tel ve kabloların bebeğinizin dikkatini çekecek, görünür yerlerde değil, gizlenmiş olmasına özen gösterin
- Masa ve sehpa köşelerine köşe koruması takın
- Evdeki bitkileri ve süs eşyalarını bebeğinizin erişemeyeceği bir yere koyun
- Pencere yakınında üzerine tırmanabileceği eşya bulundurmayın
- Duy kapakları takın
- Mümkünse evdeki radyatörlere koruyucu takın
- Banyoda elektrikli aygıt kullanmamaya özen gösterin
- Musluk koruyucuları taktırın
- Evdeki deterjan, temizlik malzemeleri, krem, deodorant gibi kimyasal madde içeren ürünleri çocuğunuzun erişemeyeceği yerlere koyun
- Mümkünse evde bir yangın alarmı ve yangın söndürücü bulundurun
- Mutfaktaki kesici ve çocuğun kendine zarar verebileceği tüm aletleri onun erişemeyeceği yerlerde muhafaza edin
- Mutfakta tezgah kenarlarına yakın yerlere sıcak yemek ya da su kapları koymayın
- Çocuğun içine girme ihtimaline karşı buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi eşyalara çocuk kilidi taktırın
- Mutfak ve banyoda yerlerin herzaman için kuru olmasına özen gösterin, ya da zemin ıslak ve kayganken bebeğinizi buralardan uzak tutun

BAHÇEDE:
Bebeğinizle birlikte evinizin bahçesinde vakit geçirmekten hoşlanıyor, ya da onun bahçede oynamasına izin veriyorsanız dikkat etmeniz gereken noktalar şunlardır:

- Bahçenizin sokağa açılan kapısını kapalı ve kilitli tutun
- Bahçenizde yetişen dikenli ve zehirli bitkileri sökün ya da çitle çevirerek bebeğinizin erişmesini engelleyin
- Bahçenizde havuz varsa çevresini çitle çevirin
- Bahçe alet ve malzemelerini çocuğun erişemeyeceği yerlerde muhafaza edin

SOKAKTA:
- Bebeğinizi sokağa çıkardığınızda kullanacağınız bebek arabası ya da taşıma askısını özenle seçin; kullanım kolaylığı sağlayan; bebeğin rahatlığı ve sağlığı için tasarlanmış ürünleri seçmeniz uygun olacaktır.
- Bebeğinizi pusetle gezdirirken trafiğe dikkat edin, karşıdan karşıya geçerken yaya geçitlerini ya da trafik ışıklarını kullanın. Park eden arabaların arasından karşı karşıya geçmeyin, sürücü sizi görse bile bebek arabasını görmeyebilir.
- Bebeğinizi arabaların egzozlarından mümkün olduğunca korumaya çalışın
- Alışveriş yaparken bebeğinizi yanınızdan ayırmayın; dükkanlara girerken bebek arabasını dışarda bırakmak zorunda kalsanız bile bebeğinizi yanınıza alın.
- Alışveriş sırasında bebeğinizi kaybettiyseniz panik yapmamaya çalışın ve vakit geçirmeden bulunduğunuz mağazanın ya da alışveriş merkezinin güvenliğine haber verin. Birçok mağaza ve alışveriş merkezinde güvenlik kameraları sayesinde çocuğunuz kolaylıkla bulunabilir.
- Çocuğunuza küçük yaşlarından itibaren yabancılara karşı temkinli olması, tanımadığı kişilerin onu biryerlere götürmesine izin vermemesi gerektiğini, onu korkutmayacak bir tarzda öğretin.